Bir Göç Hikâyesi: Milas Sekköy’den, Çanakkale Gökçeada’ya…
Abdullah Yalçıntaş, 1984 yılında kömürden dolayı Sekköy’den, Çanakkale’ye zorunlu göçe tabi olanlardan. Yalçıntaş, 1945 doğumlu ve köyünden ayrıldığında 39 yaşındaydı. Zaman zaman unutamadığı köyüne gelir, mezarlıklarını ziyaret eder, eş-dostla özlem giderir.
NEVZAT ÇAĞLAR TÜFEKÇİ
4 Nisan 2020 tarihinde Milas şehir parkında kendisiyle söyleşi yapmış ve memleketinden ayrılışının kendisi üzerindeki psikolojik etkilerini sormuştum. Söyleşi uzun ama İkizköy ve çevre köyler için tarihin tekrar etmesinden dolayı bu söyleşiyi kısaltarak okurların bilgisine sunuyorum.
Önce bu göç hikayesini izleyen ve haberleştiren Celal Başlangıç’ın Milas ziyareti için Radikal Gazetesinde yer alan yazısıyla giriş yapalım.
xxx
“Bafa Gölü'nü arkamızda bırakıp gecenin bir yarısı Milas'a girdiğimizde Nevzat Çağlar Tüfekçi bizi Ticaret Odası'nın lokalinde bekliyordu. Masada yerel 'Menteşe' gazetesinin sahibi Oktay Dizdar ile belediye basın bürosundan Gürsel Tekin de vardı. Tam karşımda oturanı bir yerlerden tanıyordum ama nereden? Milaslı bir berberdi Halil Köse ve nereden tanıdığımızı anımsatınca bizi 19 yıl öncesine götürdü. 1984 yılında köyleri kömür havzasında kurulu olduğu için evleri ve arazileri kamulaştırılan Yatağan'ın Eskihisar ve Milas'ın Sekköylüleri Gökçeada'da iskâna gönderiliyordu. Yaklaşık 60 ailenin üç gün süren Gökçeada yolculuklarını izlemiştik bir gazeteci olarak. İşte Halil Köse de kendisine Gökçeada'da ev ve arazi verilen köylülerdendi. Öyküsünün devamını da gidişimizde öğrendik ki, bilinmeyen bir nedenden dolayı verilen ev ve arsa, o daha içine yerleşme fırsatı bile bulamadan geri alınmıştı. Halil Köse hâlâ daha neden Gökçeada'daki evinin ve arazisinin geri alındığını öğrenmeye çalışıyordu…” (Celal Başlangıç, Zaman-Mekân ve İnsan, Radikal, 29 Eylül 2003)
xxx
Buradan oraya neden gittiniz?
Sekköy’ün altında ve çevresinde linyit kömürü vardı. Köyümüz, istimlak sahası içinde kaldı. Yerlerimiz, Yeniköy Termik santralinin kömür ihtiyacı için kamulaştırıldı. Linyit için Gökçeada’ya gönderildik.
Sekköy’den kaç aile oraya gitti?
18 aile olarak gittik.
1984 yılında buradan gittiğinde kaç yaşındaydın?
39. Şu anda 74 yaşındayım. Ömrümün yarısı da Gökçeada’da geçti diyebilirim...
Orada yaşarken, buraya özlem duyuyor musunuz?
Anne-baba bir çocuğunu askere uğurlarken gözyaşı döküyor. Benimse buradan ayrılalı 36 yıl oldu. Burada iki kardeşim var. Yeğenlerim var. Amcalarımın çocukları var. Çocukluk arkadaşlarım var. Burayla bağlarımız sürüyor ve ister istemez burasıyla ilgili duygusal bağlarımız da devam ediyor. Bu hiç bitmez.
Bir insanın uzun bir süre yaşadığı yerden koparılıp hiç bilmediği başka bir yere yerleştirilmesi nasıl bir duygu? Bunu anlatır mısınız?
Çok üzücü! Hasretlik bambaşka bir şey. Bir yarın burada, diğer yarın orada. Kendini iki parçaya ayrılmış hissediyorsun. Şimdi oraya alıştık. Milas’ta yaşadığım yaş kadar da orada yaşadım. Orada yeni bir çevre yarattık kendimize.
Diyelim ki orada oturuyorsunuz, içiyorsunuz. Buradaki arkadaşların, akrabaların aklına gelir mi hiç?
Tabi gelir. Memleket anıları içimizden hiç çıkmaz. Biz nereye gidersek onlar da bizimle gider. Memleket özlemi bizden kopmaz bir parçadır. Bizim aidiyetimizdir o.
SON SÖZ
Abdullah Yalçıntaş, topraklarını ve zeytinlerini savunan Esra Işık’ın tutuklanması üzerine uzaklardan şunları yazdı:
“Esra yeğenimin suçu, vatanına toprağına bin yıldan daha fazla zeytin üretimine sahip çıkmak mı? Yeraltındaki su kaynaklarımıza doğaya ormana sahip çıkmaksa Türk insanı herkes suçludur. Esra kızımız derhal bırakılmalıdır. Yeter artık güzel Milasımıza yapılan işkence! Şahsım olarak ben sek köylüyüm. Köyümden, köylülerimden, akrabalarımdan, komşu köylü tüm tanıdık hemşerilerimden yıllardır ayrıyım. Geçmişte Sekköyünde, İkizköye Akbelene yapılan ve yapılmak istenen kamulaştırma yapıldı. 42 senedir toprak altında kalan köyümüzün, tüm tanıdıklarımızın, dağımızın, taşımızın, şırıl şırıl berrak sularımızın hasretini çekmekteyim Çanakkale Gökçeada’da. Ben o güzel Milasımızı düşündükçe, bir kapalı cezaevi gibi geliyor bana Gökçeada. İnsanın doğduğu büyüdüğü yaşadığı topraklardan koparılması başka yerlere sürülmesi çok acı. Bu acı ve ayrılık hüznü insan yaşadığı sürece içinden hiç çıkmıyor!”
Tarih: 03-04-2026