Büyümek mi, Zenginleşmek mi, Gelişmek mi, Medenileşmek mi?
Bir şehrin ya da toplumun büyümesi, zenginleşmesi, gelişmesi ve medenileşmesi aynı şey değildir. Bazen bu kavramları birbirinin yerine kullanıyoruz oysa durum çok farklı...
Doç. Dr. Mehmet GÜNLÜK, MSKÜ Milas Meslek Yüksek Okulu
Oysa bir şehrin nüfusu artabilir, binaları çoğalabilir, yolları genişleyebilir, alışveriş merkezleri ve lüks konutları çoğalabilir, ekonomik faaliyetleri ve turizm gelirleri artabilir. Fakat bütün bunlar, o şehrin mutlaka geliştiği veya medenileştiği anlamına gelmez.
Büyümek, öncelikle niceliksel bir değişimdir.
Nüfusun artması, yeni yapılaşma alanlarının açılması, ekonomik faaliyetlerin ve işletmelerin çoğalması, şehrin fiziksel olarak genişlemesi bir şehrin büyüdüğünü gösterir ancak kontrolsüz büyüme; trafik, altyapı yetersizliği, çevre kirliliği, betonlaşma, plansız yapılaşma ve doğal kaynakların tüketilmesi gibi sorunları da beraberinde getirebilir.
Yani her büyüme, iyi bir büyüme değildir.
Zenginleşmek ise ekonomik kapasitenin ve refahın artmasıdır
İnsanların gelirlerinin yükselmesi, üretimin artması, yatırımların çoğalması, işletmelerin büyümesi ve toplumun daha yüksek bir maddi refah düzeyine ulaşması zenginleşmedir.
Fakat bir toplumun zenginleşmesi de tek başına onun gelişmiş olduğu anlamına gelmez.
Çünkü zenginlik, nasıl elde edildiği ve nasıl dağıtıldığı kadar, neye dönüştürüldüğüyle de önemlidir.
Gelişmek, nicelikten çok nitelik meselesidir!
Bir toplum çok para kazanabilir ama eğitim kalitesi düşük olabilir. Sağlık hizmetleri yetersiz olabilir. Hukukun üstünlüğü zayıf olabilir. Bilim ve teknoloji üretimi sınırlı olabilir. Kültür ve sanat geri planda kalabilir. Kamu kaynakları verimsiz kullanılabilir. Çevre tahrip edilebilir.
Bu durumda toplum zenginleşmiş olabilir ama gelişmiş değildir.
Gelişmek, nicelikten çok nitelik meselesidir.
Eğitimde kaliteyi yükseltmek, bilim ve teknoloji üretmek, nitelikli insan yetiştirmek, hukukun üstünlüğünü güçlendirmek, kurumları liyakat ve ehliyet temelinde işletmek, sağlık hizmetlerini geliştirmek, üretim kapasitesini artırmak, çevreyi korumak ve insanların yaşam kalitesini yükseltmek gelişmenin göstergeleridir.
Gelişmiş bir şehir yalnızca daha fazla bina yapan şehir değildir. Daha iyi okullara, daha nitelikli sağlık hizmetlerine, daha güvenli yollara, daha temiz havaya, daha fazla yeşil alana, daha güçlü kültür ve sanat hayatına, daha erişilebilir kamu hizmetlerine ve daha kaliteli bir kent yaşamına sahip olan şehirdir.
Peki Milas?
Gerek Milas’ın yerlisi olan gerekse başka yerlerden göç ederek Milas’a yerleşmiş insanlarla yaptığım sohbetlerde, konu Milas’ın durumuna geldiğinde sık sık aynı cümleyi duyuyorum:
“Milas büyüyor, Milas gelişiyor.” Ben de çoğu zaman ardından şu soruyu soruyorum:
“Büyümenin ve gelişmenin kriterleri size/sana göre nelerdir? Milas’ın hangi yönünün geliştiğini düşünüyorsun(uz)?” Aldığım cevaplar ise büyük ölçüde birbirine benziyor:
“Görmüyor musun, nüfus kaç bin kişi oldu?”
“Milas’ta 250 tane müteahhit firma var.”
“Her yerde yeni bina temeli atılıyor.”
“Şehir her geçen gün büyüyor.”
Bu cevapları duyduğumda ister istemez şunu düşünüyorum:
Demek ki gelişmişlik, büyüme ve hatta medeni olma kriterlerimiz bunlar!
Oysa nüfusun artması, tek başına gelişmişlik değildir. Müteahhit sayısının artması, tek başına ekonomik kalkınma değildir
Her yerde yeni bina temeli atılması, tek başına şehirleşme başarısı değildir.
Bunların tamamı büyümenin göstergesi olabilir. Fakat asıl sorulması gereken, bu büyümenin nasıl bir büyüme olduğudur.
Sorular ve sorular?
Milas’ın nüfusu artarken kişi başına düşen yaşam kalitesi artıyor mu?
Yeni binalar yapılırken şehir planlaması gelişiyor mu?
Yapılaşma artarken yeşil alanlarımız korunuyor mu?
Trafik sorunumuz azalıyor mu, yoksa büyüyor mu?
Altyapımız bu nüfus artışına cevap verebiliyor mu?
Çocuklarımız daha nitelikli eğitim alabiliyor mu?
Gençlerimiz için sosyal, kültürel ve sportif imkanlar artıyor mu?
Milas’taki kültür ve sanat faaliyetleri artıyor mu? Daha fazla tiyatro, konser, sergi, söyleşi, festival ve kültürel etkinlik düzenleniyor mu? Bu etkinliklere toplumun farklı kesimlerinin katılımı artıyor mu?
Kültür ve sanatın şehir yaşamındaki yeri güçleniyor mu?
Kültürümüzü ve tarihi mirasımızı koruyabiliyor muyuz?
Tarım alanlarımızı, ormanlarımızı, su kaynaklarımızı ve doğal çevremizi koruyabiliyor muyuz?
Şehirde yaşayan insanların ortak yaşam kültürü gelişiyor mu?
Kamusal alanlara, kaldırımlara, parklara, yollara ve ortak değerlere sahip çıkıyor muyuz?
İnsanlar birbirlerinin haklarına ve yaşam alanlarına daha fazla saygı gösteriyor mu?
Gelişmişlik insan yaşamıyla ilgilidir
İşte “Milas gelişiyor mu?” sorusunun gerçek cevabını aramamız gereken yer burasıdır.
Çünkü bir şehrin gelişmişliği, kaç kişinin yaşadığıyla değil, o insanların nasıl yaşadığıyla ilgilidir. Kaç müteahhit olduğu değil, ne kadar nitelikli ve sürdürülebilir yapılaşma yapıldığı önemlidir.
Kaç binanın temelinin atıldığı değil, o binaların nasıl bir kent yaşamının parçası olduğu önemlidir. Milas’ın büyümesine elbette karşı değilim.
Aksine Milas’ın ekonomik olarak güçlenmesini, nüfusunun artmasını, yatırım almasını, üretimin ve istihdamın çoğalmasını isterim.
Büyümek ve gelişmek aynı şey mi?
Ama büyümek ile gelişmeyi birbirine karıştırmamalıyız.
Bir şehir betonlaşabilir ama gelişmeyebilir.
Nüfusu artabilir ama yaşam kalitesi düşebilir.
Ekonomik olarak büyüyebilir ama kültürel olarak gerileyebilir.
Zenginleşebilir ama çevresini kaybedebilir.
Modern binalara sahip olabilir ama medeni bir kent olamayabilir.
Medenileşmek!
Medenileşmek, bütün bunların üzerinde duran daha derin bir kavramdır.
Medeniyet, yalnızca teknolojik araçlara veya ekonomik güce sahip olmak değildir.
İnsana saygıdır.
Farklı düşünene tahammüldür.
Kurallara uymaktır.
Kamusal alanı kendi özel alanımız gibi kullanmamak, kaldırımları işgal etmemektir.
Çevreyi gelecek kuşakların hakkı olarak görmektir.
Kadına, çocuğa, yaşlıya, engelliye ve dezavantajlı insanlara karşı duyarlı olmaktır.
Vergisini vermek, kamu malını korumak, sıraya girmek, trafikte başkasının hakkını gözetmek, yere çöp atmamak kadar; hukuka, bilime, emeğe ve liyakate değer vermektir.
Kısacası medeniyet, insanın sahip olduğu şeylerden önce nasıl bir insan ve nasıl bir toplum olduğuyla ilgilidir.
Milas için sorulacak sorular!
Bu nedenle Milas için de kendimize daha doğru sorular sormalıyız.
“Milas kaç kişiye ulaştı?” sorusundan önce,
Milas bu insanlara nasıl bir yaşam sunuyor?
“Kaç bina yapıldı?” sorusundan önce,
Nasıl bir şehir inşa ediyoruz?
“Kaç müteahhit var?” sorusundan önce,
Şehrin geleceğini hangi planlama anlayışıyla kuruyoruz?
“Ne kadar para kazanıyoruz?” sorusundan önce,
Kazandığımız ekonomik değeri Milas’ın geleceğine ne kadar dönüştürüyoruz?
“Kaç kültür-sanat etkinliği yapıldı?” sorusunun yanında,
Bu etkinlikler toplumun kültürel hayatını gerçekten zenginleştiriyor mu?
Çünkü bir şehrin gerçek gelişmişliği, gökdelenlerinin yüksekliğiyle değil; insanlarının yaşam kalitesiyle ölçülmelidir.
Bir toplumun gerçek zenginliği, yalnızca kişi başına düşen gelirle değil; insanına sunduğu fırsatlarla değerlendirilmelidir.
Bir şehrin gerçek büyüklüğü, nüfusunun çokluğuyla değil; insanlarına ne kadar nitelikli bir yaşam sunduğuyla anlaşılmalıdır.
Ve bir toplumun gerçek medeniyeti, sahip olduğu servetle değil; gücünü, bilgisini, hukukunu, kültürünü ve insan ilişkilerini nasıl kullandığıyla ortaya çıkar.
Bu nedenle hedefimiz sadece büyüyen bir Milas olmamalıdır.
Hedefimiz ne olmalı?
Akıllı büyüyen, adil zenginleşen, nitelikli gelişen, tarihini ve doğasını koruyan, kültürünü ve sanatını yaşatan, insanına değer veren ve medeni bir yaşam kültürü oluşturan bir Milas olmalıdır çünkü mesele yalnızca Milas’ın büyümesi değildir.
Asıl mesele, büyüyen Milas’ın nasıl bir Milas olacağıdır.
Ve belki de bugün Milas’ın en çok ihtiyacı olan şey, “Milas büyüyor mu?” sorusundan önce şu soruyu sormaktır: “Biz Milas’ı gerçekten geliştiriyor muyuz, yoksa sadece büyütüyor muyuz?”
Tarih: 16-08-2026