içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Dünyada ve Türkiye’de Nadir Toprak Elementleri – 4

Bu(ABD) ziyaret ve anlaşma Türkiye’nin nadir toprak elementi rezervlerinin gündeme yerleşmesine vesile oldu. O gün bugündür “Türkiye, Çin’den sonra 694 milyon tonla ikinci büyük rezerve sahip” diye başlayan onlarca haber eşliğinde çizilen kimi zaman ümitvar, kimi zaman kaygılı tablolar eşliğinde kamuoyu haklı olarak bu değerli rezervlerin geleceğini tartışıyor.

Dünyada ve Türkiye’de Nadir Toprak Elementleri – 4

EBRU KILIÇ

TÜRKİYE’DE NADİR TOPRAK ELEMENTLERİ

Gelelim Türkiye’ye. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Eylül sonunda Washington’a yaptığı ziyaret çerçevesinde Türkiye ile ABD arasında bir nükleer işbirliği memorandumu imzalandı.[1] Bu ziyaret ve anlaşma Türkiye’nin nadir toprak elementi rezervlerinin gündeme yerleşmesine vesile oldu. O gün bugündür “Türkiye, Çin’den sonra 694 milyon tonla ikinci büyük rezerve sahip” diye başlayan onlarca haber eşliğinde çizilen kimi zaman ümitvar, kimi zaman kaygılı tablolar eşliğinde kamuoyu haklı olarak bu değerli rezervlerin geleceğini tartışıyor.

Peki bu rezervler ne zaman bulundu, yalnızca Eskişehir’de mi nadir toprak elementi var? Türkiye’nin bu konudaki planları ne? Gelin bunları inceleyelim.

694 milyon ton mu 12,5 milyon ton mu?

Eylül 2025’teki ABD ziyaretinden sonra yapılan açıklamalarda ve medyada çıkan haberlerde rezerv büyüklüğü sık sık vurgulandı. Ne var ki Beylikova rezervindeki nadir toprak elementi miktarı kesin olarak belirlenmiş değil. Ayrıca bu sahadaki rezerv büyüklüğünün uluslararası standartlarda tescili için başvuru yapılmış ama bu süreç henüz tamamlanmamış.

Enerji Bakanlığı, Eskişehir’de Beylikova’da 694 milyon ton rezerv bulunduğu bilgisini ilk olarak 2022’de duyurmuş.[2] Dönemin Enerji Bakanı Fatih Dönmez bunu “dev keşif” olarak açıklamış. Ama sektördeki uzmanlar, bugün bile bu büyüklüğü biraz kuşkuyla karşılıyor. Örneğin sektörün önemli yayınlarından Rare Earth Exchanges’te, Daily Sabah’tan Merve Suna Özel Özcan’ın Türkiye’yi Çin’den sonra “ikinci büyük nadir toprak elementi süper gücü” olarak anması eleştiriliyor. Beylikova’da barit, florit, toryum ve nadir toprak elementlerini içeren büyük bir rezerv olmasına rağmen ticari çıkarma ve ayrıştırma faaliyetlerinin henüz başlamadığına dikkat çekilerek “Yatırımcılar için bu tetikleyici, harekete geçirici değil, sinyal çakmak yalnızca. Türkiye’nin Beylikova rezervi dikkate değer, ama işleme kapasitesi, çevre izinleri ve ihracat çerçevesi somutlaşıncaya dek burası henüz kinetik değer taşımayan potansiyel bir jeopolitik güç,” deniyor.[3] 

Beylikova sahasında nadir toprak elementleri rezervinin kesin büyüklüğüyle ilgili elimizdeki en son verilerden biri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 15 Ekim 2025’te kabine toplantısı sonrasında yaptığı açıklamada verdiği 12,5 milyon ton rakamı.[4] Japonya’da yayınlanan ekonomi gazetesi Nikkei’den Sinan Tavşan’ın görüştüğü Eti Maden Genel Müdürü Yalçın Aydın da Beylikova sahasında değerli minerallerin oranının yaklaşık yüzde 1,75 olduğunu, burada tahminen 12,5 milyon ton civarı nadir toprak elementi bulunduğunu belirtiyor. Aydın’ın verdiği bilgiye göre Eti Maden rezervlerdeki soru işaretlerini ortadan kaldırmak ve proje finansmanını kolaylaştırmak amacıyla raporlama standartlarının Maden Kaynakları ve Cevher Rezervleri (JORC) tarafından tescillenmesi için başvuruda bulunmuş ve Beylikova’daki bulgular Türkiye’deki yerel raporlama komitesine de onaylatılacakmış.[5]

Yaklaşık 12,5 milyon tonluk nadir toprak elementi rezervi, aslında basında sık sık dile getirildiği gibi Türkiye’yi bu alanda Çin’in ardından ikinci sıraya yerleştirmiyor. Bu konuda gerçekçi bir bakışla doğru sorular ve analizler üretebilmek için bu yaklaşık veriye göre ülkemizin mevcut rezerv sıralamasında nerede durduğunu görmek önemli. US Geological Survey’nin[6] 2024 verilerine göre en büyük nadir toprak elementi rezervleri 44 milyon tonla Çin’de bulunuyor, onu 21 milyon tonla Brezilya izliyor. Kanada’nın da kesinleşmediği için sıralamaya girmemiş 14 milyon tonluk bir rezervi olduğu tahmin ediliyor. Türkiye’nin rezerv büyüklüğü açısından kesin yeri buralarda bir nokta olsa gerek, üçüncü ya da dördüncü sıra. Grönland da dahil edilirse sıralamada biraz daha geriye düşebilir.[7]

Bolkardağı da önemli bir rezerv

Öte yandan Türkiye’de Eskişehir-Beylikova sahası dışında başka yerlerde de nadir toprak elementleri bulunduğu biliniyor. Malatya-Kuluncak, Elazığ-Keban, Sivas-Divriği, Burdur-Çanaklı, Bolkardağı, Seydişehir, Mardin-Mazıdağ, Şarkikaraağaç, Mortaş, Kemiklitepe, Kızıldağ nadir toprak elementi potansiyeline sahip rezervler barındırıyor.[8] İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Jeoloji Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Hüseyin Öztürk ve meslektaşlarının Türkiye’nin nadir toprak elementlerine ilişkin incelemelerindede Kuluncak, Divriği ve Çanaklı’nın aynı zamanda toryum ve uranyum açısından da zengin ve stratejik öneme sahip olduğunu belirtiliyor. Türkiye’deki potansiyel rezervleri Çin’deki rezervlerle karşılaştıran incelemenin en önemli tespiti şu: Radyoaktif maddelerden nadir toprak elementi elde etmek halk sağlığı açısından sorunlar oluşturduğundan Bolkardağı bölgesinde bulunan ağır nadir toprak elementleri bakımından zengin şeyller ve killi şistlerden nadir toprak elementi elde etme seçeneği üzerinde ciddi olarak durmak gerekiyor.[9]

Rezervi işleme kapasitesi daha önemli

Rezerv büyüklüğü tabii ki önemli, ama ondan daha da önemlisi nadir toprak elementlerini işleyecek ve bu elementlerin kullanıldığı ara ve uç ürünleri geliştirecek, üretecek kapasiteye sahip olmak.

Peki Türkiye’de bu konuda neler yapılıyor? Türkiye’de nadir toprak elementleriyle ilgili çalışmaların özellikle 2011 sonrasında hız kazandığı görülüyor. 2010’da Çin ile Japonya arasında yaşanan nadir toprak elementi krizi sonrasında tüm dünyada yaşanan hareketlenmenin Türkiye’ye de sirayet ettiği söylenebilir.

Bu çalışmaların ilk hedefi nadir toprak elementlerinin yanı sıra, florit, barit ve toryum varlığı iyi bilinen Beylikova-Kızılcaören sahası olmuş. 17 bin 600 dönümlük maden alanında 2011 ile 2017 yılları arasında 310 yerde 125 bin metre sondaj yapılarak “694 milyon ton” rezerv miktarı belirlenmiş.[10] Eti Maden Temmuz 2019’da burada bir kompleks cevher ocağı (barit, florit, nadir toprak elementleri, toryum), cevher hazırlama, zenginleştirme ve depolama tesisi kurmak için Nükleer Düzenleme Kurumu’na başvurmuş (cevherin radyoaktif toryum içeriği nedeniyle). 2022 ve 2023 yılında yine aynı tesis için gerekli izinleri almış.[11] 18 Nisan 2023’te de bu pilot üretim tesisi faaliyete geçmiş.[12] Beylikova Florit, Barit ve Nadir Toprak Elementleri İşletme Müdürü Lütfi Tozar’ın 2023’te tesis açılışı öncesinde verdiği bilgilere göre, pilot tesis yıllık 1200 ton cevher işleme kapasitesine sahip. Asıl amaçsa yılda 570 bin ton cevher işleyerek yılda 10.000 ton nadir toprak elementi, 72 bin ton florit, 70 bin ton barit ve 250 ton toryum üretecek büyük bir tesis kurmak.[13] Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 15 Ekim’de kabine toplantısı sonrası yaptığı açıklamalar, Enerji Bakanı Bayraktar’ın çeşitli vesilelerle yaptığı açıklamalar bu hedefin değişmediğini gösteriyor.

Kurumsal ve akademik hazırlıklar

Öte yandan Beylikova’da rezerv tespit çalışmalarını izleyen süreçte 2017 sonrasında kurumsal ve akademik ortamda da nadir toprak elementleriyle ilgili değişiklikler yapıldığı görülüyor. 15 Temmuz 2018’de 30479 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 4 no’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı olan Nadir Toprak Elementleri Enstitüsü (NATEN) kurulmuş. Ardından 28 Mart 2020’de 31082 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 57 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu (TENMAK) kurulmuş ve NATEN bu kurum bünyesine alınmış.[14] TENMAK, Türkiye’nin enerji ve maden alanlarındaki bilimsel ve teknolojik kapasitesini geliştirmek amacıyla nükleer enerji, nadir toprak elementleri, bor teknolojileri, temiz enerji ve iyonlaştırıcı radyasyon gibi stratejik alanlarda araştırma ve geliştirme çalışmaları yürütüyor.[15] NATEN ise nadir toprak elementleri ve diğer elementler konusunda ülkemizin kısa, orta ve uzun dönem politika ve stratejileri için gerekli bilgileri oluşturan, nadir toprak elementleri ve diğer değerli elementler ile ürünlerinin elde edilmesi, bu elementlere ilişkin ürün ve teknolojilerin geliştirilmesi ve bu elementlerin gelişmiş teknolojik ürünlerde geniş bir şekilde kullanımının sağlanması amacıyla araştırmalar yürüten ve destekleyen bir araştırma enstitüsü olarak tanımlanıyor.[16]

Bu yıllarda akademik ortamda da yeni düzenlemeler olmuş. 19 Mart 2019’da Munzur Üniversitesi bünyesinde Nadir Toprak Elementleri Araştırma Merkezi (MUNTEAM) kurulmuş.[17] 2018 ve 2019’da nadir toprak elementleriyle ilgili önemli çalıştaylar düzenlenmiş: Ege Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü 10-11 Mayıs 2018’de Aydın’a bağlı Kuşadası’nda Toryum ve Nadir Toprak Elementlerinin Ayrılması Çalıştayı’nı, Savunma Sanayi Başkanlığı 7 Eylül 2018’de Ankara’da Nadir Toprak Elementleri ve Refrakter Grubu Metaller Çalışma Grubu Toplantısı’nı, Eti Maden 11-12 Haziran 2019’da Eskişehir’e bağlı Kırka’da 1. Nadir Toprak Elementleri ve Toryum Çalıştayı’nı, MUNTEAM da Tunceli’de 20-21 Haziran 2019’da Nadir Toprak Elementleri Çalıştayı’nı düzenlemiş. MUNTEAM daha sonra Sanayi Bakanlığı’nın Rekabetçi Sektörler Programı çerçevesinde Maden Tetkik Arama Enstitüsü (MTA) ve Sanayi Genel Müdürlüğü ile birlikte “Türkiye’nin Nadir Toprak Elementlerinin Araştırma ve İnovasyon Kapasitesini Geliştirme Projesi”nde yer almış. AB ile Türkiye’nin ortak finanse ettiği bu proje 21 Temmuz 2022’de başlayıp 20 Temmuz 2024’e dek sürmüş. Proje çerçevesinde Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü (MTA) Ar-Ge Merkezi ile MUNTEAM’ın teknik altyapısı geliştirilmiş.[18] MTA Ar-Ge Merkezi’nde cevherlerden ve elektronik atıklardan geri kazanım için bir pilot tesis kurulmuş.[19]

MUNTEAM bu proje kapsamında nadir toprak elementleri alanında çalışan akademisyenlerin ve sektördeki bileşenlerin bir araya getirildiği üç sektörel çalıştay düzenlemiş.[20] MUNTEAM halihazırda Stratejik Hammaddeler ve İleri Teknolojik Uygulamalar İhtisaslaşma Projesi’ni ve bazı TÜBİTAK projelerini yürütüyor.[21]

İTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü ile Ulusal Membran Teknolojileri Araştırma Merkezi’nin 2021’de elektronik atıklardan nadir toprak elementi geri kazanımıyla ilgili çalıştay da önemli bir bilgi paylaşım ortamı olmuş.[22] Nadir toprak elementleri konusunda çalıştayların sürdüğü görülüyor. TMMOB da 2 Aralık 2025’te Kritik-Stratejik Madenler Çalıştayı düzenleyecek.[23]

Kritik ve Stratejik Mineraller Raporu

TMMOB’un çalıştayında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 2025’te yayınladığı 37 kritik-stratejik mineralin yer aldığı rapor tartışılacak. Söz konusu rapor, Türkiye’de bu konuda hazırlanmış ilk rapor olma özelliğini taşıyor ve içeriğinde de belirtildiği üzere AB, ABD, Birleşik Krallık, Avustralya ve Japonya’nın hazırladığı kritik ve stratejik mineral raporları incelenerek uygulanan yöntemler incelenmiş.[24] Nadir toprak elementleri bu raporda önemli kritik elementler grubunda yer alıyor.[25] Raporun Savunma Sanayi Başkanlığı’ndan alınan verilere göre sunduğu stratejik maden listesindeyse nadir toprak elementlerinden iterbiyum, itriyum, lantan, neodimyum ve seryum bulunuyor.[26] Başka bir deyişle bu elementler Türkiye için hem kritik hem stratejik elementler. Burada bir parantez açarak rapordaki önemli bir yanlışlığı belirtelim: “Önemli Kritik Elementler” başlıklı tabloda nadir toprak elementleri tek tek sıralanmamış. Bunda sorun yok. Stratejik Madenler listesindeyse hem kritik hem stratejik madenler kırmızı harflerle yazılmış, ama iterbiyum, itriyum, lantan, neodimyum ve seryum kırmızı yazılmamış. Oysa önemli kritik elementler tablosundaki genel “nadir toprak elementleri” ibaresi bu elementleri de içerdiğinden,  hem kritik hem stratejik oldukları için kırmızı yazılmaları gerekirdi. Aynı şekilde 37 madenin yer aldığı Kritik Madenler tablosunda da Nadir Toprak Elementleri’nin kritiklik derecesinin mavi-yeşil değil kırmızı olarak belirtilmesi gerekirdi. Bu hatanın en kısa zamanda düzeltilmesi gerekiyor.

ASIL MESELE: NEYİ HEDEFLEMELİ VE NASIL YAPMALI

Gelelim kritik soruya: Türkiye nadir toprak elementleriyle ilgili olarak neyi hedeflemeli? Kendisini bu hedefe nasıl hazırlamalı, neler yapmalı? Belirlenmiş hedefler, çizilmiş bir yol haritası var mı?

Net çizgilerle belirlenmiş, “yol haritası” başlıklı bir belge olmadığını belirtelim. Yurttaşın gereği gibi bilgilendirilmesi açısından bu bir eksikliktir. Hele ki önemli bir rezerve sahip olduğumuz düşünülürse.

Böyle bir yol haritası ya da hedefler manzumesinin eksikliğinde, “Çin’den sonra dünyanın ikinci büyük nadir toprak elementleri rezervi” nakaratı eşliğinde ABD’ye yapılan ziyaret kuşkuyla karşılandı ve CHP 21 Ekim’de TBMM’ye nadir toprak elementlerinin hammadde olarak yurtdışına satışının yasaklanması ve devlet eliyle aranıp işletilmesini öngören bir kanun teklifi sundu. Kanun teklifi komisyonda.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ise Beylikova’nın “ABD’ye devredileceği”ni yalanladı. Erdoğan’ın 15 Ekim’de kabine toplantısı sonrasında ve daha önce çeşitli vesilelerle yaptığı açıklamalarda aynı şey söyleniyor: Türkiye rezervini kendisi işleyecek. Beylikova’daki pilot tesiste ilk olarak 1200 ton nadir toprak elementi üretildikten sonra, 570.000 ton cevher saflaştırılarak yılda 10.000 ton üretim yapabilecek kapasitede büyük bir sanayi tesisi kurulacak. Bakan Bayraktar 29 Ekim akşamı Ülke TV’de konuk olduğu programda, Beylikova’da toryum rezervi de bulunduğu için, yasalar radyoaktif element rezervlerinin devlet eliyle işletilmesini şart koştuğundan, buradaki rezervin de devlet eliyle işletileceğini belirtti. Ayrıca saflaştırma sürecini Türkiye’de gerçekleştirmek için bu teknolojinin alınabileceği bazı Avrupa ülkeleri, Kanada ve Avustralya ile görüşmeler yürütüldüğünü[27] söyleyen Bayraktar, endüstriyel tesisin temelinin gelecek yıl atılacağını ve iki yıl içinde faaliyete geçileceğini açıkladı.[28]

Evet, nadir toprak elementlerinin çıkarılması, saflaştırılması, katma değeri yüksek ürünlere dönüştürülmesi, daha önce de belirttiğimiz gibi hepsi de ayrı teknolojiler gerektiren ve ağırlıklı olarak Çin’in bu konudaki teknolojik üstünlüğüne bağlı süreçler. Yurttaşlar olarak bu konuda gerek Türkiye’nin atacağı adımları gerek dünya çapındaki gelişmeleri yakından takip etmemiz gerekiyor.

Yol haritası yok ama bazı öncelikler ve hedefler belirlenmiş

Dediğimiz gibi Türkiye’nin bu konuda özel olarak açıklanmış resmi bir yol haritası bulunmuyor. Ne var ki bu konuyla ilgili yaklaşım önerilerinde bulunan bazı resmi raporlar ve analizler var. Ayrıca 2020’de kurulan Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu’nun (TENMAK) hazırladığı yirmi yıllık stratejik planda da nadir toprak elementleriyle ilgili öncelikler ve hedeflerin belirlendiği görülüyor. Bunun yanı sıra Milli İstihbarat Teşkilatı’na bağlı Milli İstihbarat Akademisi’nin Mayıs 2025’te yayımladığı, nadir toprak elementleri konulu analizde Türkiye için on yıllık bir yol haritası önerisi bulunuyor.

2024-2028 Maden Politikaları Raporu 

Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın hazırladığı “On İkinci Kalkınma Planı, 2024-2028, Maden Politikaları” başlıklı rapor bir yol haritası eksikliğini görünür kılan bazı öneriler içeriyor. Örneğin şu konularda çalışmalar yapılabileceği söyleniyor:

• Ülke savunması ve ekonomisi için temel nitelikte olan stratejik ve kritik hammaddelerin gelişen teknolojiler de göz önüne alınarak belirlenmesi (Enerji Bakanlığı’nın 2025’te hazırladığı Kritik ve Stratejik Madenler Raporu bu doğrultuda hazırlanmış anlaşılan)

• Belirlenen stratejik ve kritik hammaddelerin Ar-Ge çalışmaları için özel destek sağlanması

• Stratejik ve kritik hammadde ve hammadde ürünlerine yönelik güncel bilgilerin sağlanması ve veri tabanının geliştirilmesi yoluyla bu hammaddelere yönelik uygulanması gereken politikalar konusunda karar vericilerin bilgilendirilmesi

• Stratejik ve kritik hammaddelerden üretilen metal ve alaşımlara yönelik araştırmaların ve yatırımların desteklenmesi

• Uzman kamu kurumlarının birbirleri arasında ve özel sektörle etkin koordinasyonun sağlanması (NATEN ve TENMAK’ın başlıca görevlerinden biri bu) 

• Stratejik ve kritik hammadde teknik ve teknolojileri alanında uzman insan kaynağının yetiştirilmesi

“Bu alanlarda yapılacak her türlü üretim, bilimsel araştırma, geliştirme ve teknoloji üretme çalışmaları ülkemizi diğer ülkelerin önüne geçirecek kritik hamleler olacaktır,” tespitinde bulunan rapor, dikkate alınması gereken konular olarak şunları işaret ediyor:

• Belirlenen kritik minerallerin yurtiçi üretim imkânlarının araştırılması

• Ülke içindeki savunma sanayii ve diğer endüstriyel uygulamalarda kullanılan kritik minerallere ilişkin mevcut ve olası jeolojik, ekonomik, politik vb. mevcut ve muhtemel kısıtlamaların değerlendirilmesi

• Kritik mineral ve metallerin arzındaki kısıtlamaların yerli işgücü ve ekonomi üzerindeki etkilerinin tanımlanması.[29]

TENMAK Stratejik Planında Nadir Toprak Elementleri

Bir yol haritasına en fazla benzeyen belge, TENMAK’ın 2024’te yayınladığı stratejik plan. Burada Gelişim Perspektifi ve Faaliyet Alanları başlıklı bölümünde yirmi yıla yayılan beş yıllık planlar çerçevesinde nadir toprak elementleri de dahil çeşitli alanlardaki öncelikler sıralanıyor. Nadir toprak elementleriyle ilgili öncelikler şöyle: Birinci Beş Yıl’da (2024-2028) “nadir toprak elementlerinin üretim teknolojilerini oluşturma ve geliştirme”, İkinci Beş Yıl’da (2029-2033) “Bor, nadir toprak elementleri ve diğer kritik elementler başka olmak üzere madenlerimizden yüksek katma değerli ürünler üretme”, Üçüncü Beş Yıl’da (2034-2038) “Gelişen sanayimizin ihtiyaç duyduğu nadir toprak elementi hammaddelerinde dışa bağımlılığın önlenmesi”, Dördüncü Beş Yıl’da (2039-2043) “Nadir toprak elementleri teknolojileri konusunda uluslararası rekabet düzeyine ulaşma.”[30]

İTÜ Maden Fakültesi Dekanı Kumral: “Başarının anahtarı nadir toprak elementlerini egemenliğin temeli olarak görmek”

Önemli olan planları ve yol haritalarını uygulamak, niyetlerin ve hedeflerin kağıt üstünde kalmaması için çalışmak.

İTÜ Maden Fakültesi Dekanı Mustafa Kumral meselenin can alıcı yönünü şöyle açıklıyor: “Türkiye için asıl zorluk yalnızca maden çıkarmak değil, bu kaynakları bilgi, teknoloji, sanayi ve diplomasi ile birleştirebilmektir… Bu elementlerin küresel erişimi son derece sınırlıdır: Çin rafinaj kapasitesinin yüzde 90’ını elinde tutmaktadır. Enerji dönüşümü hızlandıkça diğer ülkeler güvenli tedarik zincirleri oluşturmak için yarışa girmiştir. Maden potansiyeli yüksek olan ve teknolojik egemenliğe odaklanan Türkiye de bu yarışın önemli aktörlerinden biri olmaya hazırlanıyor. Bu yarış yalnızca kaynaklara sahip olmakla ilgili değildir. Esas mesele mıknatıslardır. Nadir toprak elementlerinden yapılan kalıcı mıknatıslar yeşil dönüşümün motorudur. Elektrikli araç motorlarını hafifletir, türbinleri daha verimli hale getirir, hassas silah sistemlerini güçlendirir. Mıknatıs üretiminde kullanılan dört element neodimyum, praseodimyum, disprosyum ve terbiyum toplam hacmin küçük bir kısmını oluştursa da küresel NTE ticaret değerinin yüzde 90’ından fazlasını temsil eder. Bu yüzyılda güç sadece rezerv büyüklüğünden değil, bu elementleri işleyip sanayiye entegre edebilme kapasitesinden doğacaktır.”[31] Çin dışında endüstriyel ölçekte çalışan tesis sayısının sınırlı olduğunu söyleyen Kumral şunların da altını çiziyor: “Batı ülkeleri kamu-özel ortaklıklarıyla bu kapasiteyi yeniden inşa etmeye çalışmaktadır. Türkiye’de ise teknik temel hızla olgunlaşmaktadır. Kızılcaören’deki laboratuvar ayrıştırmaları, MTA ve Eti Maden’in pilot projeleri, üniversitelerdeki hidro-maden ve alaşım araştırmaları sağlam bir başlangıç noktası sunmaktadır. NATEN bu yapıyı koordine ederek araştırma ile sanayi arasında köprü kurmaktadır. Yine de solvent ekstraksiyonu, atık yönetimi ve radyonükleoid denetimi gibi karmaşık süreçlerde uluslararası işbirliklerine ihtiyaç vardır. En başarılı küresel model yerli mülkiyetin korunup yabancı süreç bilgisinin kontrollü şekilde transfer edilmesidir. NTE teknolojileri pazarla değil ittifaklarla yayılır. Türkiye’nin Batı ve Asya ile dengeli ilişkiler yürütmesi, onu doğal bir köprü konumuna getirmektedir. Bu konumun sürdürülebilir olması güçlü çevre yönetimi ve şeffaf ihracat politikalarına bağlıdır.” Kumral’ın önemle vurguladığı son noktaysa şu: “Kritik hammaddelerin artık stratejik koz haline geldiği bu dönemde, Türkiye’nin hem Doğu hem Batı ile kurduğu güvene dayalı ilişkiler onu tedarik güvenliği ve adil ticaretin anahtar aktörlerinden biri haline getirebilir. Başarı tek bir ilkeye bağlı olacaktır: Nadir toprak elementlerini bir hammadde değil, egemenliğin temeli olarak görmek.”

MİA’nın yol haritası önerisi

MİT’e bağlı Milli İstihbarat Akademisi’nin Mayıs 2025’te yayımlanan Nadir Toprak Elementleri ve Türkiye: Jeopolitik Satrançta Yeni Dinamikler ve Aktörler başlıklı analizde Türkiye’nin nadir toprak elementleri ekosisteminin geliştirilmesi için 2025-2035 döneminde uygulanması önerilen bir yol haritası sunuluyor. Buna göre 2025-2028 (temel altyapı) döneminde Beylikova başta olmak üzere ana sahalarda JORC/NI-43-101/UMREK uyumlu rezerv doğrulaması, pilot tesisin devreye alınması, üniversite-sanayi konsorsiyumuyla mıknatıs alaşımı Ar-Ge yatırımlarına öncelik verilmesi önerilirken, 2027 sonunda kanıtlanmış ve muhtemel rezervin rakamsal olarak gösterilmesi, yıllık 1200 ton üretim, yerli manyetik toz prototip oranının en az yüzde 20 olması hedeflenen göstergeler olarak belirtiliyor. 2028-2032 (ölçek büyütme) döneminde öncelikler çoklu teknoloji lisansına sahip entegre rafineri kurulması ve Mineraller Güvenlik Ortaklığı (Minerals Security Partnership) gibi uluslararası işbirliklerine öncelik verilmesi olarak sıralanıyor. Bu dönemin hedefleriyse yıllık 500 bin ton cevher işleme, 2030’da nadir toprak elementlerinin en az yüzde 50’sinin manyetik toza dönüştürülmüş olması ve yıllık en az 2500 ton mıknatıs üretimi hedef olarak konuyor. 2032-2035 (küresel konumlanma) dönemi için önerilen öncelikler sinterlenmiş mıknatıs ve elektrikli araç motor montaj hattı yatırımları, ikincil hammaddeden (elektronik atık, hurda mıknatıs) geri kazanım kapasitesinin kademeli olarak artırılması, dış kaynaklı fonlarla teknoloji ortaklıklarının çeşitlendirilmesi. Hedef göstergelerse 2035’te katma değer çarpanı (cevherden nihai ürüne) 10’dan büyük olması ve ikincil nadir toprak elementi girdisinin toplam arzın yüzde 25’i olması.[32]

TENMAK’ın stratejik planına göre daha iddialı bulduğumuz bu yol haritası önerisinden sonra analizde şu önemli tespitlere yer veriliyor: “NTE, geleceğin petrolü olabilir fakat Türkiye açısından ‘çıkar→sat’ modelinden ziyade ‘rafineri, geri dönüşüm, çevre’ üçlüsünün aynı hizada yürütülmesi kazançlı olacaktır. Önümüzdeki 10 yıl, Türkiye için ‘rezerv sahibi’ konumundan ‘katma değer üreticisi’ konumuna geçiş fırsatı barındırmaktadır. Kritik başarı faktörleri; kanıtlanmış rezerv verisi, ölçeklenebilir rafineri yatırımı, ileri manyetik alaşım teknolojisi ve finansal diplomatik portföy çeşitliliği olarak öne çıkmaktadır. Bu unsurlar dengeli yönetildiğinde Türkiye, 2035 yılına kadar hem bölgesel hem de küresel olarak nadir toprak tedarik zincirinde güçlü bir yer edinecektir.”

KAYIP ZAMANI DOĞRU ADIMLAR TELAFİ EDEBİLİR

Önemli bir rezerve sahip olduğumuz için ülkemizi şanslı bulmamız doğal. Ne var ki yetkili ağızlardan sık sık işittiğimiz üzere, bu rezervi rafine etmek ve işlemek için gerekli teknolojiyi yurtdışından transfer etmek zorunda olmamız insanı hüzünlendiriyor. Öyle anlaşılıyor ki Türkiye’yi yönetenler bu kritik konuda çalışacak bilim insanları yetiştirmeye, gençleri bu alanlara çekmeye, özendirmeye yeterince önem vermemiş.

Türkiye’nin özellikle Çin-Japonya arasındaki siyasi krizin ardından, bu elementlerin stratejik öneminin, daha doğrusu modern teknoloji üretiminin Çin’in bu elementleri ve bu elementlerden yapılmış kalıcı mıknatıslar, metal alaşımlar gibi uç ürünleri tedarik etmesine bağlı olduğunun anlaşılması sonrası, Avrupa ve ABD ile birlikte harekete geçtiği gözlemleniyor. Oysa Çin daha 1990’da bu elementleri “stratejik element” olarak sınıflandırmış. O tarihlerde veya 2000’lerin başında Türkiye’de de benzer bir stratejik analiz yapılıp örneğin Beylikova rezervinin büyüklüğü 2005’te araştırılmaya başlansaydı, altı yıllık bir avantaj kazanılmış olurdu. 2018’de oluşturulan kurumsal yapı, muhtemelen daha önce oluşturulurdu. 

Rezervlerin kesin büyüklüğünün henüz uluslararası standartlara göre tescil ettirilmemiş olması da bir eksiklik. Konunun Türkiye’deki tarihini incelediğimizde gördüğümüz üzere, 2011 ile 2017 arasında yapılan sondajlarla Beylikova’da 694 milyon ton cevher bulunduğu belirlenmiş. Ertesi yıl NATEN kurulmuş. 2020’de TENMAK kurulmuş, ama rezerv büyüklüğünün kesin tespiti ve tescili için başvuru süreci henüz tamamlanmamış. Türkiye’nin US Geological Survey’nin dünya rezerv sıralamasında yer almamasının başlıca nedenlerinden biri bu herhalde. Ama bu sahaya yabancı yatırımların gelmesi, özellikle de ABD ve AB’nin yatırımları bekleniyorsa, bu biraz tartışmalı bir mesele.

Kalıcı mıknatıs üretimi öncelikli görülüyor 

Türkiye’nin kendi nadir toprak elementi ihtiyacını karşılayabilecek seviyeye gelmesi, kendi sanayi üretiminde ithal edilen bu girdinin maliyetini azaltması önemli bir hedef olarak görünüyor. Örneğin Milli İstihbarat Akademisi’nden Dr. Celal Erbay’ın Anadolu Ajansı için kaleme aldığı analizde, yerli rüzgar türbini ve elektrikli araç üretiminde yerli üretim kalıcı mıknatıslar kullanmanın ithalat maliyetini düşüreceği vurgulanıyor. Keza işlenmiş nadir toprak elementi ihracının Türkiye’nin ihracat gelirlerini artıracağı söyleniyor.[33] Sık sık savunma sanayii ve elektrikli otomobil piyasasının altı çiziliyor, ama kalıcı mıknatıslar bugün toplu ulaşımın da başlıca girdisi. Yerli üretim yüksek hızlı trenlerimiz olsun istemez miyiz?

Ayrıca nadir toprak elementlerinin kullanıldığı sektörler saymakla bitmiyor. Başka sektörlerde, örneğin cam ve porselen sektörlerinde de nadir toprak elementlerine dayalı katma değerli üretim imkânları araştırılıyor mu? Çelik sanayiinin nadir toprak elementleriyle daha güçlü çelik üretmek gibi planları yok mu? 

Hedefler büyük ama bu doğrultuda hazırlanmış açık seçik bir eylem planı göremiyoruz. TENMAK’ın hazırladığı yirmi yıllık strateji belgesi ve MİA’nın önerdiği yol haritası dışında, yurttaşın bu önemli meselede net hedefleri görüp değerlendirme yapmasını sağlayacak kriterler sunan açık seçik resmi bir eylem planı bulunmuyor. Bu önemli bir eksikliktir. 

İlk Cevher Zenginleştirme ve Saflaştırma Laboratuvarı Açıldı

Resmi bir eylem planı yok, ama öyle görünüyor ki eylem var.

Kısa süre önce NATEN’in Türkiye’deki ilk Nadir Toprak Elementleri Cevher Zenginleştirme ve Saflaştırma Laboratuvarı’nı kurduğu ve çalışmalara başladığı duyuruldu. Enstitü bünyesinde Yerli Kalıcı Mıknatıs Üretim ve Ar-Ge Sistemi de kuruldu. Devreye alınması için çalışmaların devam ettiği bu sistemle külçe, şerit ve toz mıknatıs üretimleri yapılacak, manyetik alan uygulamaları ve mıknatıs alan süreçleri geliştirilecek. “Eskişehir Beylikova’da bulunan sahamızdan elde edilen kaynağımızı uç ürüne kadar üretmek, diğer yandan da ‘ikincil kaynaklar’ olarak ifade ettiğimiz atıklardan nadir toprak elementleri ve diğer kritik madenlerin elde edilmesi üzerine çalışmalar yürütüyoruz,” diyen NATEN Başkanı Belma Soydaş Sözer enstitü bünyesinde, yalnızca nadir toprak elementlerinin değil, bu elementlerin kullanıldığı ileri teknolojik malzemelerin üretimiyle ilgili çalışmalar da yapıldığını söylüyor.[34]

Bu gibi önemli gelişmelerin Enerji Bakanlığı’nın web sitesinde paylaşılması güzel. Ama yurttaşın açık seçik görebileceği resmi bir hedefler manzumesinin olması, resmi bir eylem planının var olması daha iyi olurdu. Böylece kurumsallık tam anlamıyla sağlanır, kişiler değişse bile hedeflerin değişmemesi güvenceye alınırdı.

Çevre tahribatıyla ilgili dersler unutulmamalı

Nadir toprak elementleri ve ürünleri üretme çabasına girilirken ABD’nin ve Çin’in tecrübelerinden ders alınmalı. Başlıca derslerden biri nadir toprak elementleri üretiminin devlet eliyle yürütülmesi ve yabancı yatırımların sınırlanması. Çin’de yapıldığı gibi önce küçük ya da büyük özel üreticilere alan açıp sonra kolayca hedeften sapabilecek bir düzeni değiştirmek için ayrıca çaba sarf etmeye gerek yok.

Diğer önemli dersse nadir toprak elementi madenciliğinin çevreye zararlı etkilerinin en baştan dikkate alınması ve bu konuda yurttaşları doğru bilgilendiren düzenli projelerle ilerlenmesi. Çin’in ve ABD’nin bu konudaki tecrübeleri ortada. Mountain Pass madeninin 2002’de radyoaktif kalıntıların çöl tabanına bırakılması nedeniyle kapatıldığını unutmayalım. Çin’de de Bayan Obo madeninin büyük bir çevre kirliliği yarattığını, bölgede tarımı bitirdiğini, kaçak madenciliğin çevresel yıkıma yol açtığını aklımızdan çıkarmayalım.[35] Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Bayraktar, Eskişehir Belediyesi’nin, Çevre Bakanlığı’nın Beylikova’daki tesis için çevresel etki değerlendirmesinde verdiği olumlu kararın iptali için dava açmasını eleştirmişti.[36] Ne var ki bir toryum depolama tesisinin de bulunduğu Beylikova pilot üretim merkezinin çevreyle ilgili çeşitli endişeler doğurması ancak normal karşılanabilir. Yürütmenin görevi gereğine uygun bir çevresel etki değerlendirmesiyle yurttaşı güvenceye alarak stratejik bir üretim gerçekleştirmektir. Ülkemizde çeşitli madenlerin işletilmesinde çevresel etki değerlendirme raporlarının adeta göstermelik bir nitelik kazandığı düşünülürse, bu konuda yürütmenin bir tutum değişikliğine gitmesi, yurttaşın haklı kaygılarına kulak vermesi, kalkınma planlarında halk sağlığına öncelik veren bir denge kurması gerektiği bariz.

ABD’yle Sivil Nükleer İşbirliği Mutabakat Zaptı’nın içeriği ne?

Enerji Bakanı Bayraktar ile ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun 25 Eylül’de imzaladığı bu işbirliği mutabakatının içeriği henüz bilinmiyor. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın web sitesinde duyurulmamış bile. Enerji Bakanlığı’nın web sitesinde de bu konuda bir açıklama yok. Bu içeriğin açıklanması da yurttaşın bilgilendirilmesi açısından önemli.

Stratejik Elementler Yasası bir zorunluluk

Öte yandan daha önce bahsettiğimiz gibi, Türkiye’nin başka bölgelerinde de nadir toprak elementleri bulunuyor. Ayrıca başka madenlerin atıklarından nadir toprak elementi geri kazanımı da mümkün. Peki radyoaktif maddelerin bulunmadığı ama nadir toprak elementlerinin bulunduğu sahalarda ne olacak? Bu gibi sahalar için yasal bir düzenleme yapılması gerektiği açık.

Enerji Bakanlığı’nın Kritik ve Stratejik Madenler Raporu’nda belirtilen hem kritik hem stratejik madenlerin çıkarılması ve işletilmesi için özel bir yasal düzenleme yapılması gerekmez mi? Nadir toprak elementlerinin diğer madenlerden farklı olarak özel bir başlık altında değerlendirilmesi madenciliği düzenleyen yasaların, iktidarın savunduğunu iddia ettiği, yurttaşın savunulmasında ısrar ettiği “milli egemenlik ve tam bağımsızlık” anlayışıyla gözden geçirilmesi, yeniden düzenlenmesi, gerekiyorsa yeni bir yasa çıkarılması gerekmez mi?

Örneğin Kırşehir’de Koç Holding ve Fernas’ın altın madeni projesi kısa süre önce yurttaşların bu konuda haklı olarak kaygılanmalarına yol açmış.[37] Projenin çevresel etki değerlendirme süreci tamamlanmış, ancak Kırşehir Kent Konseyi’nin yaptırdığı bağımsız analizlerde burada seryum, lantan, toryum ve uranyum bulunduğu ortaya çıkarılmış. Proje bakanlıktan onay almış. ÇED raporunda “Cevher yurt dışında zenginleştirilecektir,” diye yazması yurttaşlarda kaygı ve tepki doğurmuş. Haksızlar mı? Tek başına bu olay bile, bu madenlerle ilgili özel bir yasa çıkarmanın ve uygulamanın gerekliliğini gözler önüne seriyor.

Ayrıca Prof. Dr. Hüseyin Öztürk ve meslektaşlarının Türkiye’nin nadir toprak elementleri rezervlerini değerlendirdikleri makaledeki uyarı ve önerileri de önemli. Toryum ve uranyum rezervlerinden nadir toprak elementleri elde etmenin çevreye ve insan sağlığına zararı biliniyor. Bolkardağı’nda ağır nadir toprak elementleri açısından zengin rezervlerin varlığı da bir gerçek. Bir gün orada bir maden sahası açılması kararlaştırılırsa bu stratejik değerleri, özel sektörün değil devletin işletmesini güvence altına alacak kesin yasal düzenlemeler yapmak gerekiyor.

Bütçede üniversitelere daha fazla pay ayrılmalı

Öyle görünüyor ki Türkiye’yi yönetenler nadir toprak elementleri konusunda ve özellikle de Beylikova’da atması gereken adımları az çok belirlemiş, bu adımları da atmaya başlamış.

Bu konuya ucundan kıyısından kafa yormuş bir yurttaş olarak benim önerim şu: Ülkemizde 15 üniversitedeki maden fakülteleri, 18 üniversitedeki jeoloji mühendisliği fakülteleri, 18 üniversitede bulunan metalurji ve malzeme mühendisliği fakülteleri[38] ve tabii ki fizik ve kimya, çevre mühendisliği, elektrik ve elektronik fakültelerinde nadir toprak elementleriyle ilgili arama, saflaştırma, geri kazanım, kalıcı mıknatıs ve başka uç ürünler üretme çalışmaları öncelikli olarak desteklenmeli, disiplinlerarası çalışmalar gerektiren bu alandaki yüksek lisans ve doktora programları çoğaltılmalı, öğrencilerin yurtdışında bu teknolojileri öğrenme imkânları ikili anlaşmalar çerçevesinde açılacak burslu programlarla artırılmalı, bu konularda eğitim gören gençlerin katma değerli ürün geliştirme çalışmaları devlet burslarıyla desteklenmeli; ülkemizde halihazırda faaliyet gösteren cam, porselen, çelik, mıknatıs üreticileri, savunma sanayi, hidrojen teknolojileri araştırmaları ile yetişmekte olan insan gücü arasında daha sıkı bağlar kurulmalı; TENMAK ve NATEN’in araştırma bursları vermesi sağlanmalı, Ar-Ge bütçeleri artırılmalı; yalnızca bu konuyla ilgili çalışmalar yürütecek büyük bir uygulama laboratuvarı ile büyük bir kimya laboratuvarı kurulmalı.    

Nadir toprak elementleri konusunda yapılması tasarlanan sıçrama asıl gücünü bunu sağlayacak olan insanlardan, bugünün gençlerinden alacak. Türkiye’yi yönetenlerin, büyük bir teknoloji hamlesine dönüşme fırsatı sunan bu tarihsel anı gereği gibi değerlendirmesi ancak ve ancak kamu kaynaklarının önemli bir bölümünün gençlerin eğitimine, yeni kuşakların sağlıklı gelişimine yatırılmasıyla mümkün olabilir. 

Bir şey gün gibi açık: Teknolojik atılım, bireysel dehaların varlığı kadar siyasal kararlılığı gerektirir ve siyasal kararlılık en başta eğitim kurumlarında kendisini gösteren bütüncül bir anlayışla sergilenebilir. Örgün eğitimi ve üniversiteleri modern bilimin ve teknolojik atılımın kaleleri haline getirmezseniz, bütçenizi bunun etrafında biçimlendirmezseniz, kamu kaynaklarından aslan payını böyle bir atılımla alâkası olmayan Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kamu kurumlarına ve inşaat sektörüne aktarmayı sürdürürseniz, üniversitelerin ve üniversite öğrencilerinin zihin açıcı sağlıklı ortamlarda çalışacağı, araştıracağı ortamlar hazırlamayı ikinci, üçüncü, beşinci plana atarsanız “nadir toprak elementlerini işleyen beş ülkeden biri” olmaktan bahsettiğinizde neodiyumun renklendirdiği dev gibi pespembe bir camdan geleceğe baktığınız düşünülür ve yurttaşlar sözlerinizi ciddiye almakta zorlanır.

 

 

 

[7] Küresel nadir toprak elementi rezervlerinin büyüklüğünü ve potansiyelini daha ayrıntılı görmek için bkz. Global rare earth elements projects: New developments and supply chains - ScienceDirect

[8] Hüseyin Öztürk, Nurullah Hanilçi, Sinan Altuncu ve Cem Kasapçı, Türkiye’nin nadir toprak element kaynakları: Özellikleri ve kökenlerine genel bir bakış, Maden Tetkik ve Arama Dergisi, no. 159, s.133-148. Online erişim: 20190823110844_2104_1a34a6f58.pdf

[9] Age., s. 144.

[15] TENMAK web sitesi: https://www.tenmak.gov.tr, “Hakkımızda” sayfası. 

[16] TENMAK web sitesi, Enstitülerimiz NATEN sayfası: https://www.tenmak.gov.tr/nadir-toprak-elementleri-arastirma-enstitusu

[17] Nadir Toprak Elementleri Sektör Raporu (2020), s. 34. MUNTEAM’la ilgili daha ayrıntılı bilgi için web sitesine bakabilirsiniz: MUNTEAM

Tarih: 12-11-2025

FACEBOOK YORUM
Yorum