beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan sefaköy escort beylikdüzü escort seks hikayesi sex hikayesi beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bahçeşehir escort esenyurt escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort alanya escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayanlar beylikdüzü escort beylikdüzü escort kıbrıs escort kıbrıs escort

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

KUZEY EGE GEZİ NOTLARI (4/1)

Dün (10.09.2026, perşembe) Ayvalık/Cunda Adasını görmeye ve dolaşmaya gittik. 4 Eylül günü öğle sonu bir ara bir fırsatını bulup bir nedenle Ayvalık'a gelmiş, oradan da çokça önerildiği için Badavut Halk Plajı'nı görmeye, mümkün olursa denize girmeye gitmiştik...

KUZEY EGE GEZİ NOTLARI (4/1)

MEHMET ERDAL

(Birinci Bölüm)

Dün (10.09.2026, perşembe) Ayvalık/Cunda Adasını görmeye ve dolaşmaya gittik.

4 Eylül günü öğle sonu bir ara bir fırsatını bulup bir nedenle Ayvalık'a gelmiş, oradan da çokça önerildiği için Badavut Halk Plajı'nı görmeye, mümkün olursa denize girmeye gitmiştik; aracı park ettiğimiz yerden denize girilecek yere kadar olan bölgenin kendi kaderine terk edildiğini görmenin yol açtığı moral bozukluğunun üzerine bir de hazırlıklı gelmeden o sıcakta denize girmenin biz yaştakiler için çok akıllıca olmayacağına karar verince, hiç beklemeksizin Gömeç'e dönmüştük.

Bu sabah yola çıkmadan, önce Cunda Adası'na gitmeyi, sonrasında zaman kalırsa ve yorulmamış da olursak Ayvalık içerisinde dolaşmaya karar verdik.

AYVALIK-DOLAP ADASI ve CUNDA ADASI

Sabah kahvaltısından sonra, yola çıktık. Çanakkale-İzmir karayolundan Ayvalık'a dönen bulvardan Ayvalık içerisine girdik; Navigasyonun ve şehir içerisindeki tabelaların yardımıyla Dolap Adası'na ve oradan da Cunda Adası'na geçtik; hem bulvar hem de bulvardan sonraki yollardan geçerken gördüklerim, Ayvalık'ın oldukça temiz ve düzgün bir yerleşim yeri olduğu kanısını uyandırdı, bende.

Cunda Adası'na geçtikten sonra, yolun sahile çok yaklaştığı bir noktada aracı yolun sağına çekip durdurdum. İndik. Deniz sığ, yosunlu ve sahil dar idi. Denizin içerisinde, ilerilerde farklı büyüklükte adalar vardı. “Adalara kadar denizin içerisinden yürünerek gidiliyor galiba?” dedim. Sol tarafımızda, yüksekçe bir noktada Datça'daki yel değirmeni binalarına benzeyen iki yapı görünüyordu. Sevda, Navigasyona bakarak, yolun biraz ileride ikiye ayrıldığını söyledi. “Hangi yöne gideceğiz?” dedi. “Ben ne bileyim? Doğaçlama geziyoruz.” Birkaç yıl önce Datça'da iş kuran ve sonrasında Ayvalık'a gelip burada iş hayatına devam eden tanıdık, aklıma geldi. Aradım. Telefon açılmadı. “Önce sahili dolaşalım. Sonra diğer yola gireriz.” deyip, hareket ettik. Sahilin görebildiğimiz en uç kısmında bir tepenin üzerinde yan yana iki kayalık çıkıntı görünüyordu. Muradım, oraya doğru gitmek ve görmekti.

Araç ile giderken, biraz önce aradığım arkadaş aradı. İşyeri, Cunda'da değil, Ayvalık'taymış. Gittiğimiz istikameti söyledim; “Çataltepe'ye gidiyor olabilirsiniz” dedi.

ÇATALTEPE SAHİLİ

“Alibey Adası (Cunda) Jandarma Noktası”ndan sahile doğru indik. “Burada da binalar ve yollar çok düzgün.” dedim. Ne zaman böyle bir şey söylesem, Sevda “Buraya yerleşelim mi?” diye sorar. Bazen, içimden “Fena olmaz yani!” diye geçirmediğim olmuyor değil, işin doğrusu.

Sahile varınca aracı park ettik. Aracı park ettiğimiz yol sola ve sağa doğru sahil boyunca uzanıyordu. Hemen önümüzde 3 genç gördük, yan yana iki çadır kurmuşlardı. Onların çadırlarının sol tarafında sahilin kıyısında bomboş şemsiye ve şezlonglar, onlardan sonra da bulunduğumuz yolun bittiği noktada kafe beach, restoran benzeri bir mekan vardı. Sağ tarafta, biraz ileride yine şemsiyeler ve her şemsiyenin altında birisi hariç sırt sırta toplanmış şezlonglar, onların da arka tarafında, sahil boyunca devam eden yolun üst tarafında evler vardı.

Araçtan indik. Sevda, “Denize girelim mi?” diye sordu. Hava çok sıcaktı. Gömeç'te görmeye alışık olduğumuz rüzgar burada esmiyordu. Sahil kumluk, deniz ise durgun, sığ ve kırmızı renkli taşlar çoğunlukta, taşlık idi. Sevda, “Dikkat ettin mi, burada deniz göl gibi. 'Deniz' görüntüsü yok.” dedi. Aklıma, Marmaris'ten sonraki Çubucak Orman Kampı geldi; orada da deniz sığ ve yosunludur.

Arka tarafından dolaşarak, sol taraftaki restoranın öbür tarafına geçtik. Orada sahile yakın bir yerde bir grup şemsiye ve şezlong gördük. Orta yaş ve üstü 3 kadın güneşleniyorlardı. Şezlonglarda “Doktorlar Sitesi” yazıyordu. “Burada da sahil işgali var.” dedik. Daha ileriye, Çataltepe tarafına yürümeyip geriye döndük; zaten, yürünecek yol da yoktu.

Sevda, Google Harita'ya bakıp durduğundan, “Ayışığı Manastırı da buralarda bir yerde ama çok uzak görünüyor.” dedi. Bölge, bildiğimiz bir bölge değildi. Bir yol bulma gereği duymadık.

Araca binip geriye dönüşe geçtik. Biraz önce ikiye ayrılan yolun diğer kısmına gideceğiz.

HER YERDE “OTOPARK” VAR

Yolun ayrıldığı yere gelince, sağa döndük. Denize doğru inmeye başladık. Yolun sağında solunda “OTOPARK” ilanları hemen göze çarpıyordu. “Cunda'da 'OTOPARK' sorunu bir şekilde çözülmüşe benziyor.” diye düşündüm; elbette yaz sezonundaki trafik yoğunluğuna ve bu “ÖZEL OTOPARKLARIN” yeterli gelip gelmediğine dair hiçbir duyumum yoktu, onu da söylemiş olayım.

Yolun sahile yaklaştığı noktada, aracı geri döndürme ya da hemen karşıdaki otoparka girme seçeneğimizin olduğunu görünce, geri döndük. Sağdan 2. sokağa girip, sol tarafta başka araçların da park ettiğini gördüğümüz boş bir alana park ettik.

WC 5 TL

Aracı döndürdüğümüz yere gelince, karşıda “Ayvalık Su Ürünleri Kooperatifi Aile Çay Bahçesi” yazısını gördük. “Gidip şurada bir çay içelim, biraz da oturup dinlenelim.” dedik. Sevda, “Bak, WC” dedi. Girişte, “görün beni” dercesine “WC 5 TL.” yazıyordu; inanılır gibi değil. “WC” sorununun en çok tartışılan konulardan biri olduğu Datça'da yaşayan birisi olarak hem ilk adımda buna rastlamak hem de bu fiyatı görmek beni çok sevindirdi; çölde su bulmuş gibi oldum.

Aile Çay Bahçesi'nde biraz oturup dinlendik. Önümüzde tekneler demirlemişti. Sağa sola bakındım, kimseyi göremeyince gidip iki çay aldım. İçtiğimiz çay 25 TL ve minnacık cam bardaklar içerisindeydi. Tadı, çok kötüydü. Sevda içemedi. Kalktık.

Denizin kıyısından değil, paralel yoldan çarşı içerisine doğru yürümeye başladık.

CUNDA ADASI”, KENDİ ÖZGÜNLÜĞÜNÜ KORUYOR

Yürümeye başladığımız yolun ilk başında, hediyelik satan iş yerleri vardı. Sonra, sağ tarafta yüzlerce mavi nazar boncuğunun yukarıdan aşağıya asılı olarak dekor oluşturduğu bir iş yeri gördük. Ön tarafında, iş yerinden biraz uzakta ayaklı siyah bir tabela üzerine beyaz renkte büyükçe “BALIK EKMEK 250 TL.” yazıyordu. “Dönüşte burada balık ekmek yeriz. Şimdi dolaşalım.” dedik.

Aynı yol üzerinde, üst katında “Mithatpaşa Muhtarlığı” yazan bir binanın alt katında “Ayvalık Belediyesi Mahalle Evleri/Bu Çatının Altında Umut Var” yazan bir iş yeri gördük. Burası “Kadın El Emeği Satış Ofisi” imiş.

Biraz ileride, sağ tarafta “TAŞ KAHVE”yi gördük. TAŞ KAHVE, denize doğru uzanıyordu. Sevda, İnternette bu binanın yanı sıra burada müşteriye sunulan kahvesinin de ünlü olduğunun yazılı olduğunu söyledi. İnternette yazılanlara göre, 150-200 yıllık bu bina, Ayvalık yöresine özgü doğal Sarımsak Taşı kullanılarak inşa edilmiş. Mekanda müşteriye sunulan Türk Kahvesi, Girit'ten getirilen 150 yıllık tarihi taş dibekte pirinç tokmaklarla dövülerek taze taze hazırlanırmış.

Sonrasında sağlı sollu uzanan dar sokaklarda oteller, pastaneler ve farklı nitelikteki iş yerleri gördük. Hem yürüdüğümüz yolun hem de sağlı sollu uzayan sokakların bir bütün olarak görüntüsü, aklıma Osman Akın'ın turizme dair söylediklerini, yazdıklarını getirdi: Osman Akın, özü itibarıyla “Turizm, girdiği her yeri birbirine benzetiyor. Yerli ya da yabancı turistler ise bir yere her yerde gördüklerini görmek, almak ve her yerde yediklerini yemek için gitmiyor. Oraya özgü olanı görmek, almak ve yemek için gidiyorlar. Örneğin, Datça'ya 'Datça'yı görmek' için geliyorlar. Bu nedenle, Datça'nın kültürünü, doğal yapısını, havasını ve bu sakinliğini koruyalım, düğünü, keşkeği ile geleneklerini yaşatalım, yerel yemek ve tatları menülerimizde öne çıkaralım.” çerçevesindeki görüşlerini her daim kamuoyu ile paylaşıyor.

Turizm sezonunun büyük ölçüde bittiğine tanık olduğumuz Kuzey Ege'de bu zamanda biz ve bizim gibi daha başkaları Cunda Adasını görmek için geliyorsa, bunun nedeni Cunda'nın kendine has özelliklerini korumaya devam ediyor olmasıdır, başka bir şey değil. Deniz, kum, güneş, balık... her yerde var ama bugün Cunda da görmek istediklerimiz, Cunda'nın dışında hiçbir yerde yok; biz bu nedenle Cunda Adası'na geldik. Cunda, bu nedenle “çekim merkezi” olmaya devam ediyor.

Dolaştığımız sokağın sahile çıktığı noktada, epey bir açıkta, denizde muhtemelen Ayvalık'tan kalkış yapmış olan oldukça büyük iki tur teknesinin aralarında belli bir mesafe ile sağ tarafa doğru yol aldığını gördük. Biraz sonra, arkalarından gelen iki tur teknesi daha göründü.

TÜRKLERİN ADAYA İLK AYAK BASTIĞI YER

Bir noktada, denize oldukça yakın bir yerde, “Mevlana Çeşmesi'nin yakınında, “Despot Konağı”nın ön kısmında bir “anıt” gördük. Üzerinde “Türklerin Adaya İlk Ayak Bastığı Yer” yazıyordu. Bunun ne anlama geldiğine dair bir açıklama göremedik. Bu yazıyı yazarken, İnternette sorguladım. Cunda Adası, diğer adını (Alibey Adası) Yunan işgaline karşı bölgede ilk kurşunu sıkan ve 15 Eylül 1922 günü Ayvalık ve Cunda Adası'nın Yunan işgalinden kurtuluşuna önderlik eden Yarbay Ali Çetinkaya'dan alıyordu. Türk askerinin bu tarihte adaya ilk adım atışına ithafen bu anıt dikilmişti.

(Devam edecek)

 

Tarih: 11-09-2026

FACEBOOK YORUM
Yorum