beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan sefaköy escort beylikdüzü escort seks hikayesi sex hikayesi beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bahçeşehir escort esenyurt escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort alanya escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayanlar beylikdüzü escort beylikdüzü escort kıbrıs escort kıbrıs escort

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

KUZEY EGE GEZİ NOTLARI (5/2)

Pelitköy'e girdiğimiz yoldan geriye döndük. İzmir-Çanakkale karayolundan, Burhaniye'ye doğru devam ettik. Ören'e gidiyoruz.

KUZEY EGE GEZİ NOTLARI (5/2)
MEHMET ERDAL
(İkinci Bölüm)
Pelitköy'e girdiğimiz yoldan geriye döndük. İzmir-Çanakkale karayolundan, Burhaniye'ye doğru devam ettik. Ören'e gidiyoruz. Sevda, “Dün Yapay Zeka'ya program yaptırırken, bugünkü programa Ören'i de ekledim.” dedi. Bölgeyi bilen bir rehber olmadan doğaçlama gezmeye kalkışınca, en büyük yardımcın İnternet oluyor.
Burhaniye Devlet Hastanesi'ni geçince sağa saptık ve sonra da köprü üzerinden sola dönüp, Ören Sahili'ne giden Enver Gürelli Caddesi'ne girdik. Cadde, çok düzgün ve temiz. Caddenin en sonunda Sahil Kafe var. Aracı, kafenin yanındaki bir boşluğa park ettik. Çay bahçesine geçtik.
SAHİL KAFE
Sahil Kafe, Burhaniye Belediyesi tarafından işletiliyor. Kafenin bulunduğu yer, denizden biraz yüksekte. Kafenin ön tarafında kalan Ören Halk Plajını ve göz alabildiğine uzayıp giden denizi seyredebiliyorsun. Plaj, çok geniş bir alanı kapsıyor. Sahile yakın, belli aralıklarla önünde şezlonglar olan kafe vb. yerler var. “Muhtemelen bu yerleri belediye kiraladı. Kiraya verirken işletmeler arasında halka açık oldukça geniş alanlar bırakmış; çok akıllıca.” dedim.
Sahilde, denize girenlerin ve güneşlenenlerin olduğu görülüyor.
Oldukça ağır adımlarla yürüyen çok sakin görünümlü genç bir çalışan geldi ve siparişimizin ne olduğunu sordu. Söyledik.
Siparişlerimiz geldi, yedik. Biraz daha oturduk. “Kalkalım. Gezelim.” dedik. Kalktık. Hesabı ödeyip kafeden ayrılırken girişteki fiyat listesine baktım, Dalgıç Köyü'ndeki belediye sosyal tesisi gibi burada da bira satılıyor.
ÖREN PLAJI
Sevda, “Denize girelim mi? Deniz çok güzel görünüyor.” dedi. “Denize girmeye değil, gezip görmeye geldik.” dedim. Ekim ayı içerisinde Datça'ya döndüğümüzde de denize girebilirdik. “Sahile inip deniz kıyısına gidelim. Denizi görmek istiyorum.” dedi. Merdivenlerden indik.
Plajın kumu, çok ince, ipek gibi. Sahile kadar dar bir yürüme yolu yapmışlar. Yürümeye başladık.
Sağ tarafta, kumluk alanda, halka açık alanda denize girenler için yapılmış yan yana iki WC vardı; biri erkeklere, diğeri kadınlara. Onları görünce sahil boyunca bulunan işletmelere baktım. Bulunduğum yerden görünen işletmelerin de arka taraflarında ama kumsal alanın bittiği yerlerde onların da WC'leri bulunuyordu.
Halka açık WC'lerden denize doğru 5-10 m sonra yine halka açık alanda denize girenler için yapılmış duş ve soyunma kabinleri vardı.
Deniz kıyısına vardık. Deniz, biraz dalgalıydı. Bulunduğumuz, halka açık bölümdeki vatandaşların bazıları ya yanlarında getirdikleri şemsiyelerin altında uzanmışlardı ya da oturup aralarında sohbet ediyorlardı. İşletmelerin koyduğu şezlongların denize yakınlığına baktım; deniz ile aralarında en az 4-5 m mesafe vardı. “Bu mesafe, belediyenin koyduğu kuraldan ya da kumsalın çok derinlikli olmasından, belki de her ikisinden kaynaklanıyor olabilir.” diye düşündüm.
Ağaçların gölgesindeki Sahil Kafe'nin aksine, kumsal oldukça sıcaktı. “Çıkalım” dedik.
AKŞAM GEZİNTİ ALANLARI
Kumsaldan yukarıya çıktıktan sonra, Denize paralel giden yoldan yürümeye başladık.
Yürüdüğümüz yolda ve yakın çevresinde, belki yüzyıllık çok sayıda devasa boyutlarda ağaçlar vardı; bu ağaçların gölgeleri altında yürüdük. Yürüdüğümüz yolun deniz tarafında, Sahil Kafe'nin hizasında belli aralıklarla başka kafe, restoran, dondurma vb. satan işletmeler de vardı.
Biraz daha yürüdük ve sağ tarafta, asırlık çınarların gölgelediği geniş bir alanda hediyelik, dondurma ve daha başka şeyler satan, sağlı sollu çok sayıda küçük küçük bitişik nizam dizilmiş dükkanlar gördük. Birkaç tanesi açık, geri kalanlarının tümü kapalıydı. Biz bir yandan Sevda'nın İnternetten adını öğrendiği dondurmacıları arıyoruz, bir yandan da bu işyerlerinin tamamına yakınının neden kapalı olduğunu kendi kendimize akıl yürüterek sorguluyoruz; “buralarda yaz sezonu bitti sayılır ya, ondandır.” diyoruz.
Karşımızdan orta yaşlı bir kadın geliyordu. Sevda, “Bir dakika. Bakar mısınız?” dedi. Buralı olup olmadığını sordu. Adanalıymış. Oğlu Burhaniye'de okurken Burhaniyeli bir kız ile tanışmış. Sonra da onunla evlenmiş ve buraya yerleşmiş. Onların yanına gelmiş, misafir olarak. Sevda'nın İnternetten adını öğrendiği dondurmacıların yerini bilmiyormuş. Kapalı gördüğümüz işyerleri akşama doğru açılıyormuş; burası akşamları hareketleniyormuş. İnsanlar bu bölgeye gezmeye, dolaşmaya, hava almaya geliyormuş.
Çınar ağaçlarının bulunduğu alanda adlarını İnternetten öğrendiğimiz dondurmacıları aramaya devam ettik, bulamadık. Aracımıza döndük. Aracın arka camına, 150 TL. lik otopark “bilgi” fişi bırakılmış. Sağa sola bakındık, kimseyi göremedik. Sahil Kafe'nin kasasında oturan çalışana gittim. “'Orhan' diye bağırın. Gelir. Oralardadır.” dedi. Aracın yanına gittim. Seslendik. Bakındık. Yok. “Ne yapalım?” derken, karşılardan genç birisi çıktı geldi. Adı, gerçekten Orhan imiş. Aslen Dikililiymiş. Turizm Yüksek Okulu mezunuymuş. O da Burhaniyeli bir kız ile tanışmış. Evlenmiş ve buraya yerleşmiş. Annesi-babası İzmir Buca/Üçkuyular'da yaşıyormuş. Orhan'ın uzattığı POS'dan ödemeyi yaptık. Yola koyulduk.
İçmeler'de, Günbatımı Kafe Bar'a gidiyoruz.
GÜNBATIMINI İZLEDİK
Çanakkale-İzmir karayolundan Gömeç'e doğru yol aldık. Sabahleyin Bağlar Burnu Sahili'ne giderken döndüğümüz yol ayrımından, İçmeler yoluna girdik. Yolun çatallaştığı yerde, doğruca İçmeler'e yöneldik. Navigasyon'un yardımıyla, Günbatımı Kafe Bar'ın yakınına geldik. Aracı park ettik.
Günbatımı Kafe Bar da belediyeye ait. Kafenin bulunduğu yer, denizden biraz yüksekte. Vardığımızda, içeride birkaç masada 5-10 kişi vardı. Biraz oturduk. Sevda, kafenin alt tarafındaki denize bakmaya gitti. Sonra geldi. “Oraya gidelim.” dedi. Gittik. Bir zeytin ağacının altına masayı, sandalyeleri koyduk. Sevda, denize girip çıkmak istedi. Bulunduğumuz yerde sahil hiç yok. Kıyı taşlık, deniz yosunlu ve dalgalı. Yine de girdi ve çok fazla kalmadı, çıktı.
Bulunduğumuz yerden, sol tarafımızda kalan Dalış Köyü'ndeki belediye sosyal tesislerine kadar her yer kuş bakışı görünüyordu. Bugünkü Ören'e gidiş-geliş ile birlikte Ayvalık ile Ören arasını büyük ölçüde dolaşmış olduk. “Bu bölgede, bir karış bile boş alan kalmamış; her yer bina dolmuş. Datça Yarımadası, buraların yanında çok 'bakir.'” dedim.
Sevda, “Günbatımını buradan da izleyebiliriz.” dedi. Bir gün önce Günbatımı Kafe Bar'ı da programa aldığını söyleyince olayın tam anlamıyla ayırdına varamamıştım. Buraya, “günbatımını izlemeye geldiğimizin” ayırdına varınca, “Datça'ya gelen birisinin, Knidos'a Knidos Burnu'ndan güneşin batışını izlemek için gitmelerine tanık olunca, 'Bunlar, popüler kültürün esiri olmuşlar.' diyoruz. Şimdi biz de aynısını yapıyoruz.” dedim. Bizim eleştirilerimiz, Datça'nın ve Knidos'un tarihsel ve kültürel değerlerini yok sayıp Knidos'a sadece “güneşin batışını izleyebilmek” için gidenlere yönelikti ama olsun, biz de bir yönüyle benzer bir hareket içerisindeydik. Sevda, bu yaklaşımıma katılmadı.
Güneşin batışına kadar orada kaldık. Bizimle birlikte ikisi çocuk 5 kişilik bir aile de vardı. Siteler önündeki araçların azlığına bakılırsa, buraları da büyük ölçüde boşalmıştı.
Güneş battıktan sonra kalktık. Gömeç'e dönüşe geçtik.
(Bitti)

Tarih: 16-09-2026

FACEBOOK YORUM
Yorum