Milas’tan Sandığa: Gül Esin’in Hikâyesi
Türkiye’nin ilk kadın muhtarı Gül Esin… Gül Esin, 1901 yılında Muğla’nın Milas ilçesinde doğdu. Yani Cumhuriyet tarihinin en güzel “ilk”lerinden birinin yolu Milas’tan geçti. Üstelik onun hikâyesi, yalnızca bir kadının muhtar seçilmesinin hikâyesi değildir. Savaşın acısını yaşamış bir Anadolu kadınının, kendisine açılan küçücük bir siyasal kapıdan geçip köyünün yoluna, okuluna, çocuklarına ve gündelik hayatına dokunmasının hikâyesidir.
A. Sezai ÖZ
Gül Hanım’ın çocukluğu ve gençliği hakkında bildiklerimiz sınırlı.
Araştırmacı Günver Güneş’in, daha önce Gül Esin’in yakınlarıyla yapılan sözlü tarih çalışmalarından aktardığı bilgilere göre beş erkek kardeşini ve ilk eşini Birinci Dünya Savaşı seferberliği sırasında kaybetti.
Bir düşünün…
1901 doğumlu genç bir kadın.
Bir dünya savaşı…
Beş erkek kardeş…
Bir eş…
Ve arka arkaya gelen kayıplar.
Onun nasıl bir eğitim aldığı bile bugün tam olarak bilinmiyor. Fakat 1933’e geldiğimizde okuma yazma bilen, çevresinde sevilen, saygı gören ve sözü dinlenen bir kadın olduğunu biliyoruz.
Sonra Cumhuriyet kuruluyor.
Ve 1933 sonbaharında küçücük gibi görünen ama Anadolu köylerinin alışılmış düzeni açısından muazzam bir değişiklik gerçekleşiyor.
26 Ekim 1933’te çıkarılan 2329 sayılı kanunla kadınlara köy muhtarlığı ve ihtiyar heyeti seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanınıyor.
Cumhuriyet henüz on yaşında.
Kadınların milletvekili seçme ve seçilme hakkını kazanmasına daha bir yıldan fazla var.
İşte tam o günlerde yolu Aydın’ın Çine ilçesine bağlı Karpuzlu nahiyesinin merkezi Demircidere Köyü’ne düşmüş olan Milaslı Gül Hanım’ın hayatı değişiyor.
Aslında yalnız onun hayatı değil.
Türkiye’nin siyasi tarihi de küçük bir köy meydanında sessizce değişmeye başlıyor.
Kasım 1933…
Demircidere’nin Cumhuriyet Meydanı.
Yaklaşık 500 kadın ve erkek seçmen toplanıyor.
Muhtarlık için sekiz aday var.
Yedisinin erkek olduğu bir seçimde tek kadın aday: Gül Hanım.
Bugünün gözleriyle baktığımızda birkaç satırlık sıradan bir seçim haberi gibi görünebilir.
Ama 1933 Anadolu’sunu düşünün.
Kadına muhtar olma hakkı daha birkaç gün önce verilmiş.
Sandığın karşısında yedi erkek aday duruyor.
Ve köylüler tercihini bir kadından yana kullanıyor.
Dönemin gazetelerine dayanan araştırmaya göre Gül Hanım ittifakla muhtar seçiliyor.
Önrmli bir ayrıntı vermek istiyirum Türkiye’nin ilk kadın muhtarlarından biri değil. Kadınlara bu hakkın tanınmasının ardından yapılan seçimlerle göreve gelen ve resmî kayıtlarda yıllardır Türkiye’nin ilk kadın muhtarı olarak kabul edilen kadın oluyor.
Seçimden sonra Ant gazetesine kısa bir telgraf gönderiyor: “Türk kadınlığına ve hemşerilerime öz yürekten selamlar.”
Altında şu imza var:
Karpuzlu Merkez Muhtarı İbrahim Kızı Gül
Asıl güzel hikâye ise bundan sonra başlıyor.
Çünkü Gül Esin, Cumhuriyet tarihin ilk kadın muhtarı olarak köşesinde oturmayı kabul etmiyor.
Muhtarlığa başlıyor.
İlk işlerinden biri Çine ile Karpuzlu arasındaki ulaşımı kolaylaştırmak oluyor. Taş döşeli yol ve köprü yaptırıyor.
Sonra köyün ortak meselelerinin nerede görüşüleceğine kafa yoruyor.
Köy işlerinin evlerde veya kahvehanelerde konuşulmasını doğru bulmuyor. “Köyün işi köye ait bir yerde konuşulmalı” diye düşünüyor. Bir "köy odası" yaptırmaya girişiyor.
Üstelik işin ekonomik tarafını da köylüyle birlikte çözüyor. Köylünün ürünlerinden elde edilen gelir bir araya getiriliyor ve ortak ihtiyaç için kullanılıyor.
Bugünün diliyle söylersek:
Katılımcı yerel yönetim.
Dayanışma ekonomisi.
Ortak karar alma.
Yıl 1933.
Yer bir Anadolu köyü.
Muhtar, bir kadın.
Ancak Gül Hanım’ın biraz sert tarafı da var.
Gençlerin kahvehanelerde vakit geçirmesini doğru bulmuyor ve gençlerin kahvehanelere girişini yasaklıyor.
Yıllar sonra o dönemi yaşayanların anlattıklarına göre gençler kahvehaneye giremiyor, dışarıdan camdan bakmakla yetiniyor.
Bugün yaşasa muhtemelen bu kararı sosyal medyada epey tartışılırdı.
Ama onu asıl ilginç kılan yasakları değil.
Kız çocukları.
Gül Esin, köydeki kız çocuklarının okutulmasını istiyor.
Öyle yalnızca meydanda konuşma yapıp “kızlarımız okusun” demiyor.
Kız çocuğu bulunan ailelerin evlerini tek tek dolaşıyor.
Anne babalarla konuşuyor.
Onları ikna etmeye çalışıyor.
Çocuklarını okula göndermelerini istiyor.
Bir başka mesele daha var o yılların Anadolu’sunda:
Kız kaçırma.
Gül Esin buna da karşı çıkıyor.
Evlenmek isteyen gençlere “kaçmayın, kaçırmayın; bana gelin” diyor.
Gençlerle konuşuyor.
Ailelerle görüşüyor.
Arabuluculuk yapıyor.
Meseleyi zorbalıkla değil, insanları ikna ederek çözmeye çalışıyor.
Yani bundan doksan yılı aşkın süre önce bir Anadolu köyünün kadın muhtarı, aslında bize bugün bile ihtiyaç duyduğumuz bir şeyi anlatıyor: "Sorun çözmenin yolu bazen kapıyı çalmak, oturmak ve konuşmaktır."
Bir Cumhuriyet Bayramı’nda şiir okuyan başarılı fakat yoksul bir çocuk dikkatini çekiyor.
Öğretmeniyle konuşuyor.
Çocuğun ailesinin maddi durumunun iyi olmadığını öğreniyor.
Sonra ağabeyi Halil Usta’yla birlikte çocuğun eğitimine devam edebilmesi için gereken masrafları karşılıyor.
İşte Gül Esin’in hikâyesinde benim en sevdiğim yer burası. Çünkü makamların gerçek değeri duvardaki tabelada değil, bir çocuğun hayatında bıraktığı izde ortaya çıkıyor. Halkla kurulan gönül bağında.
Yaptırdığı yolun açılışına Atatürk’ü de davet ediyor.
Araştırmalarda aktarıldığına göre Atatürk daveti kabul ediyor ancak yoğun programı nedeniyle gelemiyor.
Gül Hanım ona vermek üzere saten üzerine ipekle işlenmiş bir pano hazırlıyor.
Hediyeyi bir başkasının eliyle göndermeyi içine sindiremiyor.
O pano yıllarca saklanıyor.
Atatürk’le zaman zaman mektuplaştığı da yakınlarının anlatımlarında yer alıyor. Ne yazık ki bu mektuplar ve Gül Hanım’a ait başka belgeler, aile evinde çıkan bir yangında yok oluyor.
Keşke kalabilselerdi.
Arşivciler bilir tarih bazen; yalnız büyük devlet arşivlerinde değil, bir evin sandığında bile çok önemli belgelerle ortaya çıkabilir.
Anadolu gazetesine gönderdiği bir mektupta Cumhuriyet’in kadınlara kazandırdığı haklardan söz etmiş; özellikle köylü kadınların hayatının değişmesi gerektiğini savunmuş.
Yani o yalnız kendisine verilen hakkı kullanan bir kadın değil. O hakkın ne anlama geldiğinin farkında olan bir kadın.
1935 yılında Mustafa Übbül ile tanışıyor.
Aynı dönemde kendisine milletvekili adaylığı önerildiği, ancak kabul etmediği aktarılıyor.
1936’da muhtarlık süresi doluyor.
Yeniden aday olmuyor.
Evlenerek Çine’ye yerleşiyor.
Ve tarihin sahnesinden yavaş yavaş çekiliyor.
Fakat geriye tuhaf derecede büyük bir iz bırakıyor.
Düşünün:
Milas’ta doğmuş bir kız çocuğu…
Savaşta kardeşlerini ve eşini kaybetmiş bir genç kadın…
Sonra Aydın’ın bir köyünde yedi erkek adayın arasına girmiş.
Sandıktan çıkmış.
Yol yaptırmış.
Köprü yaptırmış.
Köy odası kurmuş.
Kız çocukları okusun diye kapı kapı dolaşmış.
Yoksul bir çocuğun eğitimine el uzatmış.
Kız kaçırmaya karşı durmuş.
Ve bütün bunları, Türkiye’de kadınların milletvekili seçme ve seçilme hakkını kazanmasından bile önce yapmış.
İnsan bazen Cumhuriyet’in ne olduğunu anlatmak için büyük nutuklara ihtiyaç duyulur sanıyor.
Belki de gerekmiyor.
Bazen Cumhuriyet’i anlatmak için bir köy meydanı yeter.
Sekiz aday…
Yedi erkek…
Bir kadın…
Ve elinde oy pusulasıyla sandığa yürüyen Anadolu insanı.
O kadın Milaslı Gül Esin’di.
Aradan doksan yılı aşkın zaman geçti.
Bugün onun yaptırdığı yolun taşları değişmiş, köyün adı değişmiş, seçim sandıkları değişmiş olabilir.
Ama Gül Esin’in hikâyesinin söylediği şey değişmedi: Bir topluma hak vermek büyük bir adımdır; asıl değişim, o hakkı kullanacak cesareti gösteren insanlar çıktığında başlar.
Ve bazen o cesaretin ilk adımı, Muğla’nın küçük bir kasabasında doğmuş bir kız çocuğuyla başlar.
KAYNAKLAR
1. Prof. Dr. Günver Güneş, “Türk Kadınının Muhtarlık ve Köy İhtiyar Heyetlerine Seçme Seçilme Hakkını Kazanması ve Türkiye’nin İlk Kadın Muhtarı Gül Esin (Hanım)”, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, Cilt IX, Sayı 20-21, 2010, s. 171-190. Çalışma; dönemin Ant, Anadolu, Aydın, Hâkimiyet-i Milliye ve Ses gazeteleriyle sözlü tarih araştırmalarına dayanmaktadır.
2. Derya Genç Acar, Aydın Tarihinde Kadın (1923-1996), Adnan Menderes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Aydın, 2007. Gül Esin’in yakınlarıyla yapılan sözlü tarih görüşmeleri, Günver Güneş’in çalışmasında bu tez üzerinden aktarılmıştır.
3. Atatürk Ansiklopedisi, “Gül Esin (Übbül) – Türkiye’nin İlk Kadın Muhtarı”, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı.
Tarih: 26-07-2026