içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Osman Akın ile Datça'nın Dünü ve Bugünü Üzerine (37)

Datça'da 'birlikte yaşama kültürü' var. Kendi kültürünü ayakta tutmaya çalışmak da var. Bence, bu şekilde olması sağlıklı. Yani, Turan'dan, Kızıl Elma'dan bahsedilmesi Kürdü rahatsız etmemeli, Kürdün Newroz'unu kutlaması, kendi, türküsünü çalması da bizi rahatsız etmemeli.

Osman Akın ile Datça'nın Dünü ve Bugünü Üzerine (37)

MEHMET ERDAL

(Otuz Yedinci Bölüm)

DATÇA'DA “ BİRLİKTE YAŞAMA KÜLTÜRÜ” VAR

Datça'da “MHP” denilince, “AKP” denilince, bu partilere yönelik genelde oluşmuş klasik algının dışında bir format söz konusu.

“Datça'da 'birlikte yaşama kültürü' var. Kendi kültürünü ayakta tutmaya çalışmak da var. Bence, bu şekilde olması sağlıklı. Yani, Turan'dan, Kızıl Elma'dan bahsedilmesi Kürdü rahatsız etmemeli, Kürdün Newroz'unu kutlaması, kendi, türküsünü çalması da bizi rahatsız etmemeli. Böyle olunca, cehenneme dönmüyor kasaba; yan yana çalışabiliyorsun. Yaşayabiliyorsun.”

Bu noktada, katkı anlamında söyleyebileceğim iki örnek var. 1) 1980 öncesi Datçalı MHP'lilere ama özelde o dönem Datça MHP'de yöneticilik yapmış Betçeli MHP'lilere dair bir olay anlatılır; Datçalıları tanıdıkça anlatılanların uydurma olmadığını düşünüyorum. 1979-80'li yıllarda İzmir'de TARİŞ ve bağlı kuruluşlarda kan gövdeyi götürürken, MHP Genel Merkezi Datça MHP'ye haber gönderiyor, “İzmir'e, TARİŞ'e eleman gönderin.” diyor. Cevap, “Hayır” oluyor. Datça MHP, kimseyi göndermiyor. Yani, Datça MHP, MHP Genel Merkezi'nin bu kararına uymama, direnme yolunu seçiyor. 2) Yanlış aklımda kalmadıysa, Datçalı yazar Aydın Şimşek anlatmıştı: 1980 öncesi Türkiye'nin her yerinde iç savaş boyutunda çatışmalar yaşanırken, Datça'da siyasi partiler aynı meydanda miting yapabilmek için meydanın bir kenarında sırasını beklermiş. Datça'da, farklı kesimler arasında böylesi “barışık” bir hava varmış.

“Şöyle söyleyeyim: Politikaya bu kadar yoğun girmeden önce Devlet Bahçeli'nin yazlığı Datça'da idi. Annesi burada, Karaincir/Özil'de yaşardı. Datça'nın önceki belediye başkanlarından rahmetli Erol (Karakullukçu) başkanın orada çay bahçesi vardı. Annesinin elinden kahve içmişliği çoktur. Evini de biliyordu.”

Erol başkan mı gidiyordu?

“Erol başkan, tabii ki.”

Belediye başkanlığı zamanında?

“Yok. Hemen öncesinde. Devlet Bahçeli, politikaya atıldıktan sonra, galiba annesini de kaybettikten sonra sattı buradaki evini.”

Devlet Bahçeli'nin mi yoksa Alpaslan Türkeşin mi ne Palamutbükü'ne geldiğinde BÜK Pansiyon'da kaldığını duymuştum.

“Datçanın göçe, Kürtlere, farklı kültürlere bakışındaki esneme sınırlarını anlatıyorum: Bahçeli Datça'ya geldiğinde, mesela sabahleyin Datça'ya iner, evde yemeğini yer, kahvaltısını eder, daha dinlenmeden öğle vakti Datça MHP Teşkilatı ile buluşup Betçe'ye, Çeşmeköy'e vs. teşkilat çalışmasına giderdi.”

1980 öncesinde mi MHP Genel Başkanı olduktan sonra mı?

“90'lı yıllar. O aralıkta, burada bu şekilde insan kazanmaya çalıştığını, doktrinini anlattığını ve Datça'yı çok sevdiğini de biliyorum, kendisinin. Yani, dünya görüşüm tabii ki belli.”

HOŞGÖRÜNÜN, ESNEKLİĞİN YAŞANABİLMİŞ OLMASI, DATÇA İÇİN BİR ŞANS

Sol'da.

“Sol'dayız biz ama o hoşgörünün, esnekliğin Datça'da yaşanabilmiş olması, şu an için de bir şans bana göre.”

Şimdiki belediye başkanımız Aytaç (Kurt) beyin bir sözü var, kendisiyle söyleşi yaptığım zamanlarda bazen söylüyor: “Datçalı bir MHP'liyi Kayseri'ye göndersek, 'Komünist' diye dayak yer, geri gelir” diyor. Ben, Oğuzhan'ın da (Özçelik, MHP Datça İlçe Başkanı) böyle bir profil olduğunu düşünüyorum.

“Oğuzhan'ı (Özçelik) da çok başarılı buluyorum. Datça Havadis'i ziyaret ettiklerinde uzun sohbetimiz oldu. 'Birleştirici' tavrı, doğrudur ve partisine de şu andaki konumuna da çok sempati kazandırıyor, bu şekilde olması. Çünkü Kayseri'de, Yozgat'ta, Ankara'da yaptığın keskin bir iletişimi buraya taşıman senden götürür. Mesela, (Feyzullah) Gülada 2024 Yerel Seçimi'nde çok uygun bir adaydı bana göre. Datça'daki şansızlığı Datça'nın almış olduğu sol, ilerici göçün kemik oylarına, o duvara çarpması oldu.”

Doğru. İskele Mahallesi, seçimin sonucunu belirledi; CHP'nin adayı Aytaç (Kurt) beye seçimi kazandırdı.

“Çünkü aynı duruş ve karakterle Muğla'nın başka bir ilçesinde aday olmuş olsaydı şansı baya yüksekti. Daha önce de söylemiştim ya 'kaliteli bir göç', eğitim seviyesi yüksek bir göç alıyoruz. Bu göç, muhafazakârların ve milliyetçilerin işlerini zorlaştırıyor ama başka bir şey daha var, daha önceki söyleşide de söylemiştim ana çizgileriyle, şurada, sahildeki çocuk parkının orada Fora Otel'in önüne kadar uzanan şöyle koyu bir renkte, ben 'siyah' olarak hatırlıyorum, 'Arkadaş Kafe”, “Arkadaş Çay Bahçesi' diye bir yer vardı. Fotoğraflarımız da vardır. Orası, 1980 sonrası solcuların bir buluşma noktasıydı. Sokaklarda güleç yüzlü, pos bıyıklı, parkalı, koltuğunun altında dergisiyle, kitabıyla insanlar görürdüm. Hep satranç oynarlardı. Tavla oynayanını pek görmezdik. Sohbetleri, esprileri bizim anlamadığımız seviyedeydi. Şunu da hatırlıyorum: Şimdi komple beton ya orası, o zamanlar sonuna kadar kumluk, şöyle minik bir plajdı. Kayıklar falan vardı. Biz ortaokuldayken, orta ikilerde, üçlerde falan, 80 sonrası, öğle arası arkadaşların kafasıyla gelirdik buraya, çıkarırdık takım elbiseleri, donla denize girerdik. Ondan sonra çıkardık denizden, yarı çıplak yarı kuru giyerdik takım elbiseleri, okula geri dönerdik. O zamanlar şimdiki gibi formalar yoktu. Takım elbise mecburiyeti vardı. Ne bulursak, babadan, dededen kalma elbiseleri daraltırlar verirlerdi. Orada oturanlar bizleri görünce espri yaparlardı. Bazen bir şeyler verirler, bir şeyler söylerlerdi. Hani bir devrimcinin kendisine has bir havası vardır ya onu hissederdin. Bir hafta, on gün sonra onları görmezdik, bir daha. Çok sonra öğreniyorum, buradan bir şekilde adalar üzerinden Lavrion (2023 yılı öncesi Atina yakınlarındaki bir göçmen kampı), Almanya, Fransa... hep geçmişler. Kim bilir, ne kadar zor bir geçişti?”

Bu arkadaşlardan bir tanesini tanıyorum. Mesudiye'den çıkmış ve sonra gelip Mesudiye'ye yerleşmiş.

“Ben kim olduğunu biliyorum. O dönemde kimin bu arkadaşlara destek olduğunu duymuşluğum var ama ispatlayamayacağım için isim de vermem.”

DATÇA'DA ETNİK NEDENLERLE KİMSEYE KARŞI NEGATİF BİR TEPKİ YOK

Konumuz zaten o değil.

“Değil. Buraya gelen göç dalgasının türlerini söylüyorum. Doğudan amele, işçi olarak gelip burada mesela Villa Datça'nın, Kulüp Datça'nın inşaatında çalışmış olanların buradaki turizmin 80 sonrası siteler furyasında, Savaş Özalp, Mustafa Soytok'lar falan zamanında hız kazanmasıyla, kendi köylerindeki arkadaşlarına 'Gelin, bakın burada insanlar da güzel. Bizlere soğuk davranmıyor. Sıkıntı yaşamıyoruz. Evler de ucuz. Siz de gelin.' diyorlar. O dönem Eski Datça'da, Karadağ'da evler o kadar ucuz ki gecekondu gibi. Bildiğim kadarıyla, kimse bu insanların üzerine gitmedi. 'Yıkarım, ederim...' falan diyerek çok zorlamadılar sanırım. Dağın tepesi zaten. Bırak da o insanlar da orada yaşasınlar. Deniz kenarında yer kapatmıyorlar ki. İstanbul'da gecekonduların yerini lüks apartmanlar aldı ama burada öyle olmadı. Yeni konutların hepsi ön tarafa, sahile toplandı.

Önce gelenler akrabalarını getirdiler. İşi bilenler, dayıbaşılık yaparak insanları çalıştırdı. Bazıları müteahhitliğe evrildi... falan. Aileler halinde Keleş'ler, Basut'lar, Sönmez'ler, Temel'ler, Çıplak'lar... falan. Bu insanları olumsuzlama anlamında söylemiyorum. Düzgün iş yapmasaydılar Datça'da tutunamazlardı. Demek ki güven de verdiler. Yani insanları kazıklama, kötü iş yapma, hile hurda ... gibi sıkıntılar da yaşatmadılar. Yavaş yavaş büyüdüler. İnşaat sektöründe kendilerine yer ettiler. Sonrasında, müteahhitliğe geçtiler. Hatta, Datça'da arsa değerleri, inşaat maliyetleri çok çektiğinden yeni inşaatlara Datça'da girmek yerine Muğla'da girdiklerini de biliyorum, bazılarının. Bu, doğal ve bana göre çok da sağlıksız olmayan bir süreç. Yani, Datça'da o kitleye karşı negatif bir tepki yok. Fethiye'de mesela, çok daha sert tepkiler gördüler.”

TÜRKİYE'NİN SOSYAL PARADİGMALARINI OKUMAK HER DÖNEM DEĞİŞİYOR

Bu tepkiler, 1980 öncesinde de vardı. Hatta Behçet (Saatçi) beyin Fethiye Belediye Başkanlığı yaptığı zamanda (2014) Kürt vatandaşlara karşı yakıp yıkmalara varan olaylar oldu.

“Belediye, 2019 yılında CHP'ye (Alim Karaca) geçti ama ilginçtir, belediye başkanı iken Behçet şöyle bir şey yaptı, Behçet'in MHP'den ayrılma nedeni de odur: Fethiye'nin farklı yerlerindeki bilboardlara, bir bayram kutlamasında (2013 yılı Kurban Bayramı) Kürtçe tabelalar koydu. 'Siz bizi milliyetçi sanıyorsunuz. Bizim milliyetçiliğimiz bir arada yaşamaya bakıyor. Bunu bozmadığınız sürece başınıza bir şey gelmez.' dedi. O Kürtçe tabelalar nedeniyle MHP Genel Merkezi tarafından partiden ihraç edildi. Onun böyle enteresan bir durumu vardır. Aslında kendi partisi taşıyamadı onu. Yani, tam net hatırlamıyorum ama o tabelalar ile 'Irkçı, kafatasçı değiliz. Kültür milliyetçisiyiz. Sizin kültürünüze saygı duyarız ama bir arada yaşama kültürünü bozmayın.' gibi bir mesaj vermek istiyordu.”

Bilboardlara Kürtçe afişler astı diye Behçet Saatçi'yi partiden atan aynı MHP şimdi Abdullah Öcalan ve “Çözüm Süreci” olarak adlandırdıkları süreç ile ilgili bildiğimiz sözleri de söylüyor. Bu çok ilginç bir olay değil mi?

“Abdullah Öcalan'a 'Kurucu Önder' diyor. İlginç elbette. Bu konuda İdris Küçükömer'in tezleri vardır ya 'Türkiye'de sağ soldur, sol da sağdır', yani, 'Okumuş Nişantaşılı, Kadıköylü zengin sola oy verir de gecekonduda oturan sağa oy verir' gibi... Türkiye'nin sosyolojik paradigmalarını okumak her dönem değişiyor. Demirel'in çok enteresan bir lafı vardır. Bir defasında, Datça'ya geldiğinde Reşadiyeliler kendisini dönerken taşladılar. Bunun üzerine polis ve jandarma araçlardan inip taşlayanları yakalamaya gidecekken, 'Bırakın. Demek ki kendimizi sevdirememişiz. Tutsak, tutuklasak ne olacak? Daha beter düşman olacaklar. Yok öyle bir şey. Bunu, onların kızgınlığına verin.' deyip devam etti gitti falan. Böyle enteresan bir abimizdi, Demirel. 7 kere gitti, 8 kere geldi. 9’uncuda Cumhurbaşkanı oldu. Kimin röportajıydı? İyi röportaj yapan birisi Demirel'in 'Kürt sorunu' konusunda ne düşündüğünü bir güzel kurcalıyor. 'Yahu, bize Kürtlere iyi davranmıyorlar diye kızıyorlar. Sanki Türklere iyi mi davranıyoruz?' diyor. Böyle hoş bir sözü var. Bu, Türkiye'deki siyasetin cilvelerinden bir tanesi. Kimin ne tarafa dönüp de bir anda pozisyon alacağı konusunda çok sağlıklı bakamıyorsun. Bana göre bu konuda en tutarlı hep CHP oldu. İşte Kürtleri milletvekili yapması vs. Bu SHP'den gelen bir kanadın işi. SHP, mevcut CHP'yi sola çekerdi. O yüzden, CHP içerisinde sosyalistlerin olmasını CHP açısından doğru buluyorum. Her zaman, bu sol kanadın orada dipdiri kalması gerek. Çünkü ulusalcı/milliyetçi kanadı tek başına bıraktığın zaman çok sağa çekebiliyor partiyi. Yine genel siyasete döndük ama Datça özelinde konuşursak, Datça'da bir dönem sağa kaptırılmış ama daha sonra geri alınmış sol belediyecilik, sol yerel siyaset var.

(Devam edecek)

Tarih: 25-03-2026

FACEBOOK YORUM
Yorum