içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Osman Akın ile Datça'nın Dünü ve Bugünü Üzerine (38)

Datça'da 1999 Yerel Seçimi'nde Datça Belediye Başkanlığı seçimini CHP kazandı, Erol Karakullukçu belediye başkanı seçildi. Ondan önce Datça'da yerel yönetimde ANAP vardı. Daha önceki zamanlarda, örneğin 1980 öncesinde 70'li yıllarda CHP'nin Datça Belediye Başkanlığı seçimlerini kazandığı oldu mu?

Osman Akın ile Datça'nın Dünü ve Bugünü Üzerine (38)

MEHMET ERDAL

(Otuz Sekizinci Bölüm)

1999 YEREL SEÇİMLERİ İLE DATÇA'DA DÖNÜŞÜM BAŞLADI

Datça'da 1999 Yerel Seçimi'nde Datça Belediye Başkanlığı seçimini CHP kazandı, Erol Karakullukçu belediye başkanı seçildi. Ondan önce Datça'da yerel yönetimde ANAP vardı. Daha önceki zamanlarda, örneğin 1980 öncesinde 70'li yıllarda CHP'nin Datça Belediye Başkanlığı seçimlerini kazandığı oldu mu?

“Oldu. 1977-80 arası Tufan Serin (CHP), ondan önce 1970-77 Nail Özerim (AP), daha önce 1957-70 Osman Akkaraca (CHP)... Serin, Akkaraca eski CHP kuşağıdır. 1980 sonrasında (1980-82) bir topçu Albay (Şemsettin Sami Alpat) atanıyor Datça Belediye Başkanlığı'na...”

12 Eylül 1980 Darbesi sonrası önce o albay atanmış, sonra Yüzbaşı Savaş Özalp...

“Topçu albay döneminde belediye personelini İstiklal Marşı ile mesaiye başlatıp cuma günü İstiklal Marşı ile bitirtmeler, bütün Reşadiye'deki o güzelim taş evlerin tamamını badana ettirmeler, o dokuyu tek tipe dönüştürmeler falan... Arkasından, (önce Demir Sakin Yılmaz, 1982-1982) Savaş Özalp geliyor. Savaş Özalp de atanıyor (1982-1984) ama sonrasında (1984-1989) ANAP'tan kazanarak devam ediyor. O da şundan kaynaklı: Devlet'ten birazcık olsun yatırım alabilmek için katılıyor, daha pragmatist davranıyor. Arkasından, Mustafa Soytok 2 dönem (1989-1999/ANAP) kazanıyor. O dönemde, şu anki Cumhuriyet Meydanı'nın adı Turgut Özal Meydanıydı. Erol Karakullukçu zamanında dönüştü Cumhuriyet Meydanı'na.

Soytok (Mustafa Soytok) döneminde birçok şey yapıldı; liman olsun, eski garaj olsun, birçok proje... Şehrin alt yapısı ile ilgili işlerde babam bile belediyede ustabaşıydı. İşçi açığı var tabii o dönemde. Savaş Özalp döneminde girmişti. 'Babam' dediğim, genetik babam değil, beni yetiştiren babam. Savaş Özalp de işçisiyle birlikte soyunur, inşaatta çalışırdı. Öyle bir 'imece' ile karışık motivasyon durumu vardı.

Soytok döneminde, ilk dönem baya bir şeyler yapıldı. İkinci dönem, daha çok kültürel, klasik faaliyetlere ağırlık verdi, festivalleri canlandırdı ama bütçeyi dengeleyememiş, festivaller gösterişli olsun diyerek. Mesela, benim gözlemleyebildiğim işlerden bir tanesi, çok ünlüleri, Sibel Can'lardan tut da o dönem tüm popülerleri getirip 6. aydan sonra belediye çalışanına maaş ödeyemiyordu. Bunun böyle olduğunu, kendimden biliyorum; bakkala 6 ay borç yapıyorduk... gibi şeyler oldu. Arkasından, dünyada yükselen sol dalga, çevrecilik hareketleri vs. ve bizim Balıkaşıran Gazetesi'ni çıkarmamızın da etkisi olduğunu biliyorum buradaki muhalefetin toparlanmasında ve Erol Karakullukçu'nun da güven verici mütevazi yaklaşımı, o dönüşümü başlattı.

EROL KARAKULLUKÇU'NUN SOSYAL DEMOKRAT BELEDİYECİLİĞİ, SOL'A HALEN DAHA EKMEĞİ YENİLEN KREDİYİ YARATTI

Arkasından Erol'un (Karakullukçu) döneminde birçok şey, işte arıtmasından, Bülent Ecevit Kültür Merkezi'nden, kapalı spor salonundan, yeni garajına bir sürü şey yapıldı. Mesela, Kumluk Yürüyüş Yolu... Çok kavga çıktı, çok itirazda bulunuldu. Anlattı, Kumluk Yürüyüş Yolu'nun ne kadar fayda getireceğini, Kumluk'un ne kadar değişeceğini. Kumluk, şu an şehrin en değerli yeri, turizm olarak. Çevreci arkadaşlar kızmasınlar, tamam, halkın plajlara ihtiyacı var ama böyle bir yerin de turizmde getirmiş olduğu canlılığa, ilçe ekonomisine toplu döndürdüğü gelire kimsenin itirazı olmaz. Bazen, bu şekilde dengeleyici olmak gerektiğini düşünüyorum. Kumluk'un ekonomik döngüsü ciddi yüksek, mesela. Ağırlığının da yerli işletme olarak kalması, kendi işletmelerini sürdürmeleri, devretmeyişleri. Bildiğim kadarıyla, bir-iki tane var kiralık konumunda işletme, gerisi mülk sahipleri. Turizm de böyle ama dünyanın her yerinde böyle.

Burada, o döngüden sonra Erol Karakullukçu'nun sosyal demokrat belediyecilikle de şehrin çehresinin değiştirilebileceğini, ileri götürülebileceğini göstermesi, sonrasında halen daha 'ekmeği yenilen', sola bir kredi yarattı. Gelen kitlenin de milliyetçi muhafazakâr hükümetin tavrına karşı her zaman öncelikle hayat tarzını önde tutması, 'buradaki bu ilerici hayat tarzını bir kere boğdurursak, çok daha kötüsünü yaşatırlar bize' şüphesi... Bu doğru mu yanlış mı tartışılır ama birçok yerdeki kemik oyun şu anda olması, Kadıköy'ünden tut İzmir'ine, Eskişehir'ine kadar o hayat tarzımıza müdahale korkusundandır.”

DATÇALILIK”, DİYE BİR ŞEY VAR

Gerçekte de ülkemizdeki toplumsal kavga, son 20 yılda buraya kaydı.

“Şu andaki belediyecilikte sol siyasetin ekmeğini yemesinin avantajının bu olmasının nedenlerinden bir tanesi de bu. Buradaki yerleşik insanların bu konuda Atatürkçü, ilerici, sol, sosyalist refleks gösteriyor olmasıdır.”

Yaşam tarzına sahip çıkma” duygusu, başka bazı duyguları geri plana itti.

“Şu anda Datça'da Oğuzhan (Özçelik/MHP Datça İlçe Başkanı) bunu güzel yapıyor. Yahu, şimdi bunları okuyanlardan bana 'MHP'li' diyecek olanlar çıkabilir ama olumlu örneği ortaya koymak zorundayız. Oğuzhan, buralı ve farklı bir dil kullanıyor. Gerektiğinde içerken rakı kadehini de göstermekten korkmayan Haluk da (Laçin) fena değildir, bu konularda, bakma. Oğuzhan bu alanda, 'Biz Datçalıyız, arkadaş. Bizim gerçeğimiz budur. Türk kültürümüzü, dilimizi, tarihimizi savunacağız ama bir yandan da 'Datçalılık' diye bir şey var şimdi' diyebiliyor.”

Oğuzhan, anneden Datçalı, babadan Datçalı değil.

“Ama Datça'nın kültüründe yetişti.”

Orası doğru.

“Gerekirse Garavilla'yı yer, gerekirse doğada yetişen bir otu da toplayıp kavurur, mantar da toplar dağdan. Bu şekilde bakıyor. Şöyle söyleyeyim sana, AKP'nin ilk yıllarında Datça'da, bütün ulusal basında manşetten haber de olmuştu, ilk toplantıdan sonra akşam yemek yenilecek. Bütün AKP'liler Öğretmen Evi'nde, ilk kurulduğu zaman, dışarıdan gelenler de dahil olmak üzere, donatmışlardı bütün masaları; bütün masalarda rakı. Kadeh kaldırıyorlar (Şubat 2009).”

Bir seçimde galiba. Radikal'de manşet olmuştu.

“Evet, evet. Belki de benim çektiğim fotoğraftır. O yıllarda Radikal'e de haber geçiyordum.”

TÜRKİYE SAĞ SİYASETİNİN EVRİLMESİNİ DATÇA'DA PEK YAŞAMADIK

AKP'liler rakı ile seçim startı veriyorlar.”

“Evet. Rakı ile seçim startı veriliyor. Yani, Datça'nın AKP'si, hatta Muğla'nınki bu şekildeydi o yıllarda. AKP'nin üst yönetimi de bu konuda AB'ne uyum süreci, 'işte kimseye karışmayız, eşcinsellerin ezilmesine de izin vermeyiz' falan gibi daha Avrupai böyle bir Avrupa'nın Hıristiyan Demokratları gibi bir duruş çiziyordu. Daha sonrasında tabii ki ülke gerçekleri, gittikçe sertleşme, geriye yönelik, dönük dibe vurmaya evrildiler. Datça'nın sağ siyaseti de şimdiki gibi değildi. Şöyle söylüyorum: Türkiye'de sağ siyaset, Demirel'in sevdiği içki markasından tut da Özal'ın 'Ramazan'dan önce son kez Cin toniğimi içiyorum. Ramazan'da ara vereceğim. Ramazan'dan sonra bakarız' deyip de elinde cintonik ile fotoğrafı falan. Tan Gazetesi'nde... yayınlandı. Türkiye sağ siyaseti evrildi ama biz o evrilmeyi Datça'da pek yaşamadık. Bir ara, burada işte Ülkü Ocakları olsun, daha sağ partiler olsun, bir tık daha sert hareket ettiler. Şu anda mesela, Datça Belediye Meclisi'ne girmiş olan iki sağ partinin (MHP ve AKP) meclis üyeleri, neredeyse solcular gibi sorun ortaya koyuyorlar. Takip ediyorlar. Çözüm önerisi sunuyorlar. Hatta, 'Meclise birlikte gidelim.' diyorlar. Bunlar, Datça için kazanç. Ben, 'Bizden oy gider' korkusuna kapılmadan, yönetici olsam, buradaki sağ siyasetle, Datça için ama işbirliği yapma yoluna giderim. Çünkü sandığa gittiğin zaman eninde sonunda buradaki sonucu belirleyecek olan Datçalı yerli sağ ve sol siyasetçiler olmayacak. İki taraf da Ankara'nın söylediklerine göre hareket edecek. Oyunu da tercihini de ona göre belirleyecek. Datçalıyı korumak, mesela burada ben isterim ki MHP gitsin DEM PARTİ'nin parti bürosuna, yarın bayramda, lokumlu ziyaret etsin.”

FEYZULLAH GÜLADA'NIN SEÇİM KAYBI, ONUN BAŞARISIZLIĞI DEĞİLDİR!

Feyzullah (Gülada) bey 2024 yerel Seçim sürecinde bunu başardı. Yanlış anımsamıyorsam, seçim çalışmasının ilk başlarında HDP İlçe Örgütü'nün olağan ilçe kongresi mi vardı ne oraya gitti.

“Yaptığı, doğru bir tavırdır. O yüzden Feyzullah beyi takdir ederim. Kendisine de bu söyleşi üzerinden bir kere daha bir olaydan ötürü teşekkürlerimi ifade edeyim. Belki kendisi de hatırlamıyordur, seçim döneminde belediyeyi de ziyaret etmeye gelmişlerdi. Basın bürosuna da geldiler. Ben kalktım, ayakta karşıladım. Saygı gösterdim. Ondan sonra dedim ki 'Teşekkürüm de var benim.' 'Niye? Neden teşekkür ediyorsun?' dedi. 'Yatalak dayımız vardı. Eşimin dayısı. Ona burada bakıcı bulamıyorduk. Onu bakım merkezine yatırtmak istiyorduk. Muğla'ya telefon açıldı AKP üzerinden, aramadığınız yer kalmadı. Her tarafa gittiniz geldiniz. Günlerce takip ettiniz. Bize dönüş yaptınız.' Onu söyledim. 'Denizli'de bir yere yerleştirdiniz. Orada bakıldı ve sonra da vefat etti. Burada olsaydı zaten çoktan vefat ederdi. Orada çok iyi bakıldı.' Bunun için bizden teşekkür falan beklemedi. Bunu bir Datçalıya sahip çıkma refleksi ile yaptı. Bu yüzden sayın Feyzullah Gülada'nın burada seçim kaybetmiş olmasını, ben onun başarısızlığı olarak saymıyorum.

Bence de başarılıydı. İyi bir seçim çalışması yürüttü.

“İyi bir çalışma yaptı. Doğru söylemlerde bulundu ve şimdi Oğuzhan da bunu devam ettiriyor. Güzel devam ettiriyor. Şu an Ülkü Ocakları'nın başında kim var bilmiyorum ama milliyetçi muhafazakâr arkadaşların bu tür çalışması herkes için kazanç olur, diye düşünüyorum. Yarın DEM PARTİ ya da sol, sosyalist kişiler burada bir etkinlik yaparken MHP'lilerin ya da başka milliyetçi partilerin gelip de atıyorum 'Çırpınırdı Karadeniz' söylemesi, tatlı olmazdı. Bunu yapmayacaklarını düşünüyorum, artık. Her iki taraf da ikna edebilirliliğiyle, ortaya koydukları projeleriyle, sorunları tespitleriyle burada prim yapacak artık. Yani, partinin adına sığınarak hareket etmek, yerel için çok işlemez ama sandığa genel seçimlerde gidildiği zaman Ankara belirleyicidir.”

ŞEYTANIN AVUKATLIĞINI, BİRİLERİNİN YAPMASI LAZIM

Bu söyleşi biraz...

“Politik oldu”

Hayır. Politik değil. Datça'da klasik ezberi bozacak... Neyse. Hiç önemli değil. Ben, böylesi ezberleri bozan söyleşiler yapmayı seviyorum.

“Şeytanın avukatlığını birilerinin yapması lazım.”

Evet. Ben, önceden başka kişilerle olduğu gibi seninle de yaptığım bu söyleşilerin yararlı olduğunu düşünüyorum. Söyleşinin başından beri üzerine konuştuğumuz konularda, kent konseyi konusu ve şimdi üzerinde konuştuğumuz konu...

“Kent konseyinin güdülmeye çalışılması konusunda ben şimdi gönül ister tabii ki bütün partiler oradaki dernekleri, herkesi sola çekelim ama kent konseyini siyaset alanına açtığın zaman senden daha iyi siyaset yapan geldiği zaman o gütmeye başlar. Oradan da bir şey çıkmıyor. Çıkmıyor. Sorunlarımız o kadar çok iken sen burada doktrin dayatmaya çalışma abi ya. O başka bir iş yapacak ya. Kent konseyi, başka tartışmaların sözcüsü olacak. Datça'nın su sorunu, su hasadı nasıl yapılır, projelendirilir? İşte atıyorum, Datça'daki turizmin yönü ile ilgili ne tip çalışmalar yapılabilir? Burada Turizm Bürosu var ama gariplerin bütçesi yok. Personeli ona göre. Sen o Turizm Bürosundan, kaymakamlığın turizm bürosundan Datça'nın turizm geleceği ile ilgili proje dosyaları çıkartamazsın. Kim yapacak bunu? Belediye yapmaya çalışıyor. Fuara gidiliyor ama kent konseyindeki bileşenlerin, hep söylüyorum, 'insan kaynağı' çalışması yapması gerekiyor. Orada bile birçok değerli insan var. Bunu yazmanı isterim: Kent konseyi, bir 'İnsan Kaynağı Çalışma Grubu' ya da benzeri bir adda olabilir, kursa, yani Datça'daki insan kaynağını araştırsalar, sağ-sol demeden ama neler çıkar ya? Ne insanlar var.

DATÇA KENT KONSEYİNE ÖNERİM OLSUN

Bu, kent konseyine bir öneri olsun.

“Bir öneri olarak söylüyorum. İlginç akademisyenler, yazarlar, eski komutanlar, emekli CEO'lar, büyükelçiler, ressamlar ve bunların çevreleri... dediğin zaman bu katma değer çarpanı, yani o halkanın büyümesi, denize atılan o tek taşın devasa halkalar yaratması. İşte sana ulaşılabilecek en bilgili network/insanlar ağı ortaya çıkar. Bir seferlik bile faydalansan o insandan, anlatmıştım ya daha önce, belediye binasının, şimdiki garajın yapılması falan konularını. Koç Holdingin Genel Müdür Yardımcısının cenazesine gönderilen bir tane çelenk sana böyle bir dönüş yaptırıyor. Bu tarz girişimler, en olmadık bir yerden senin bir bakanlıktaki işini çözer. Bir dosyanın, bir imar durumunun hızlanmasını sağlar ama sen siyaseti keskinleştirdiğin zaman dip oluyor otomatikman. Demiyorum ki ben temel değerlerden ödün ver, Atatürk'ten ödün ver ya da diğerleri milliyetçi duruştan ödün versin de işte gerçi milliyetçi duruştan da gerektiğinde Bahçeli'nin kendisinin ajandası için ne kadar esneyebildiğini gördük. Demek ki yapılabiliyor ya...”

(Devam edecek)

 

Tarih: 28-03-2026

FACEBOOK YORUM
Yorum