içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Osman Akın ile Datça'nın Dünü ve Bugünü Üzerine (39)

Datça'ya göçü konuşmaya başladığımızda demiştin ki “Datça'ya göçü ikiye ayırmak lazım. 1) 'Datça'nın keyfini sürmek' için buraya gelenler, yerleşenler. 2) 'Hayatta kalmak' için, 'ekmeğini çıkarmak' için Datça'ya gelenler.” Devam edelim...

Osman Akın ile Datça'nın Dünü ve Bugünü Üzerine (39)

MEHMET ERDAL

(Otuz Dokuzuncu Bölüm)

HERKES, DENGİ DENGİNE

Datça'ya göçü konuşmaya başladığımızda demiştin ki “Datça'ya göçü ikiye ayırmak lazım. 1) 'Datça'nın keyfini sürmek' için buraya gelenler, yerleşenler. 2) 'Hayatta kalmak' için, 'ekmeğini çıkarmak' için Datça'ya gelenler.” Birinci neden çerçevesinde Datça'ya ya da sahil kentlerine gelmek isteyen çok kimse vardır, Anadolu'da. Önceki dönem belediye başkanımız Abdullah Gürsel Uçar, yanılmıyorsam bir belediye meclis toplantısında “Anadolu'da 'Ben emeklilikte bir sahil kasabasına gideyim. Ömrümün geri kalanının orada geçireyim' duygusu devam ettiği sürece Datça revaçta olmaya devam eder.” demişti.

Öteden beri Datça'da yaşayan halkın şu ya da bu nedenle Datça'ya göç eden insanlardan etkilenmesi konusunda neler söyleyebilirsin? Mesela, bir gözlemim var, oradan başlayalım: Öteden beri Datça'da yaşayan insanlar ile Datça'ya göç eden insanlar arasındaki evlilikler, 2. neden çerçevesinde Datça'ya gelenler arasında oluyor.

“Abi, sitelere gençler yerleşmiyor ki. AKTUR'a yerleşen birisi, Datçalı ile nasıl evlensin? Böyle bir evlilik, çok çok nadir olur. Sitelere gelenlerin ya da yazlıkçıların çocuklarından karşılıklı beğenme örnekleri var tabii ki ama ağırlıklı olarak, Datça'da hayatını sürdürmek isteyenler buranın nispeten mütevazi, gene işinde, gücünde olan kızları ve oğlanlarıyla evleniyor. Yani, herkes dengi dengine. AKTUR'da tanesi bir milyon Dolar eden villada yaşayan adamın oğlu ya da kızı babasının yanına gelir, bir hafta on gün tatil yapar, sonra döner Ankara'sına, İstanbul'una, hatta yurt dışındaki işine. Bunların Datçalı bir kız ya da erkek ile evlenmeleri, nadir vakalar olur. Sosyolojik bir olay, bu.”

Belki vardır ama biz bilmiyoruzdur? Örneğin, S. P.'in eşinin Datçalı olduğu söyleniyor. Bu, çok ekstrem bir olaydır.

“Şöyle: Kızımız, avukat. S. P.'in avukatlığını aldıktan sonra gündeme gelen bir evlilik bu. Çok iyi bilmiyorum ama benim bildiğim kadarıyla, 90'larda S. P. Datça'da taş ocağının üstündeki discoyu ve limandaki A. Restorant'ı işletti, kardeşleriyle, kuzenleriyle falan. Karadenizlilerle. Bilirdik S. P.'in Datça dışında racon kestiğini, başka bir dünyası olduğunu ama Datça'ya geldiği zaman benzeri bir olayı olduğunu ben hatırlamıyorum.”

Belki de oldu ama kamuoyuna yansımadı.

“Kendi çeşidi, seviyesi, işkolundaki insanlarla bazı şeyler olmuştur. Arkadaşları gelmiştir. Ziyaretine gelenler olmuştur.”

GELENLER, DATÇA RUHUNA BİR ALAN AÇIP ONA GÖRE HAREKET ETTİLER

Ama “vaka” dediğimiz türden bir olaya tanık olmadın ya da böyle bir olay olduğunu hatırlamıyorsun?

“Tabii ki korumaları, onun güvenliğini sağlayan yakın arkadaşları, fedaileri, kuzenleri, yeğenleri... falan vardı. Duyardık ama buradayken yerli esnafa silah göstereyim, işte racon keseyim, masa devireyim, bizim emaneti hazırlayın deyip rüşvet alayım... türü bir rahatsızlık verdiğini ben hatırlamıyorum. Mesela, A. Ç.'nın da kuzeninin bu işlerden kendini emekli ettikten sonra, AKTUR'da yaşadığını duyardım. Hatta A. Ç.'nın tahliye olduktan sonra Kıbrıs'a geçmeden önce bir süre AKTUR'da kaldığı, sonra geçtiği... söyleniyor. Mesela, AKTUR'da yaşayan kuzeninin de Datça'da hiçbir zaman 'İşte ben A. Ç.'nın kuzeniyim vb...' dediğini duymadım. Düzgün, emekliliğini yaşadı. Kendi sosyal hayatım nedeniyle de biliyorum, 2 sene önce A. Ç.'nın kuzeni öldüğünde ömrümde görmediğim kadar değişik lüks araba markasını, o zaman gördüm. Datça'nın, neredeyse yolları tıkandı. Yurt çapında bu tarz gücü olan diyeyim, doğru kelimeyi kullanmaya çalışıyorum, çünkü ispatlayamayacağın lakapları insanlara takamazsın, yani mafyayı falan gözümle görmedim ama bu ülkenin adaleti, devleti varsa görevini yapacak olanlar onlardır, hakikaten böyle bir şey varsa. Yüzlerce araç. Siyah cantlı. Gençler vardı, bir sürü. Mesela, bir arabanın önünde, arkasında içi gençlerle dolu ama hepsi siyah takım elbiseli, arabalar var. Hepsi güçlü, belli bir ekonomik döngüsü olan insanlar. Geldiler. Ondan sonra konvoylarını yaptılar, cenazeyi aldılar. Götürdüler. Defnettiler ve bir daha hiçbirisini görmedik. Akşama da bu insanlar döndüler.

Doksanlarda, sözünü ettiğim bu insanlar Datça'ya gelip de dönüş yapsın, yani o camianın insanları bile burada sorun yaratmıyorlardı. Datça'ya, enteresandır, gelen insanlar da hep Datça ruhuna bir şekilde alan açıp, o şekilde hareket ettiler ya.

Yani, Datçalılaştılar mı?

“'Datçalılaştılar' mı diyeyim, ne diyeyim?”

DATÇALININ ZENGİNİ DE FAKİRİ DE AŞAĞI YUKARI AYNI ŞEKİLDE YAŞAR

Tarih, benzeri bir şeyi Hindistan kültürü için yazar ya. İngilizler oraya girince, Hindistan'ın kültürünü değiştiremiyor. Aksine, onlar Hindistan kültürü içerisinde eriyorlar. Hindistan kültürü, o kadar güçlü bir kültür. Yani bu anlattıklarından da çıkardığım şu: Datça kültürü, aslında köklü bir kültür.

“Yani şöyle: Datçalının, Datçalıyım, biliyorum, zengini de fakiri de aşağı yukarı aynı şekilde yaşardı. Yani bilirdim adamın evleri var, bir sürü arazisi bilmem nesi falan, sınıf arkadaşım, isimlerini vermeyeyim şimdi, hala sevdiğim, konuştuğum, selamlaştığım çocuklar. 6 sene birlikte okuduk ortaokulu, liseyi. Şu anda mesela, hala da ekonomik güçleri baya iyi, dükkanları mükkkanları ama aşağı yukarı aynı şeyleri giyerdik ya. Bu bile Datça'da farklısını satan yer olmayışındandı. Lise sonda bir tek ben çalışıp giyiyordum, para olmadığı için falan. Dersaneye, mersaneye gidemedim. Bunlar, izin aldılar. Son dönemi, İzmir'de dershanede geçirdiler. Dersane sonrası döndüklerinde, benim görmediğim türde ayakkabılar, pantolonlarla falan geldiler. O zaman, Türkiye'ye yeni girmiş Lee Cooper’lar, Nike Air ayakkabılar falan. İşte Levi'sler'i... o zaman gördük. Onların da hepsi aynı şekilde yaşardı. Buradaki hayat, herkes birbirine bir şekilde selam verirdi. Zengini, en fazla, kahvede 'Çok güzelmiş. Herkese benden çay.' falan derdi. Seçim öncesinde, eskiden bir gelenek vardı. Adaylar, gruplar halinde insanları akşam rakılı yemeğe alırdı falan. Bu, racondu; 'Ağalık, vermeyle olur' falan diye. Onun dışında, büyük bir rant dönmüyordu zaten burada ya. Herkes, paradan ne yapacağını şaşırmış bir halde değildi.”

DATÇA'DA SINIF ÇELİŞKİSİ ÇOK KESKİN HİSSEDİLMİYORDU

Yani, sınıf çelişkisi, o zamanlar Datça'da fazla yok muydu?

“Çok keskin hissedilmiyordu. Parayla işçilik yapma falan ilk olarak AKTUR ile başladı. İnsanlar birbirlerinin işlerine karşılıklı giderlerdi. Zaman ayırır, sen onun tütün çapasına gidersin, o seninkine gelir. Bu şekilde birbirine tutunarak giderdi. Bu, ada kültürüydü. Buradan, askere 2 günde gidilen bir yerden bahsediyoruz. Bir gün Çakal’da gece uyursun kuyunun başında, ertesi gün 'deh' dersin eşeklere, devam edersin falan. Böyle 'izole' bir yer burası.”

BALIKAŞIRAN'DAN BU YANA AKILLISI GEÇMEZ” DERDİK

Peki, Datça'ya göç edenlerin Datçalılar üzerinde negatif ya da pozitif etkileri konusunda neler söyleyebilirsin?

“Şöyle: Negatif etkisinden başlıyayım. İlk başta, 'Bu da kim ya?' gibi bir tepki oluyor. Ben hatta yakın zaman önce Datça Havadis'te 'Ödemişli Halil Ağa'yı yayınlamıştım. Buraya geliyor. İş yapmaya çalışıyor. Bir gün para bitiyor. 'Siz bana bakın' deyince herkes dönüveriyor falan. Buranın meşhur deyimidir, 'Balıkaşıran'dan bu yana akıllısı geçmez.' diye. Balıkaşıran'ı biliyorsun, 66 Bük’ün orasıdır. Ondan sonra dağlar başlar. Şimdiki yol, eskiden böyle değil ki. Zulüm. Özellikle, anlatmıştım, dedemin 'angarya' hikayesi falan. Köylü Pazarı falan göl kenarına açılıyor. Yukarıdan gelmeye başlıyor. Sonra genişletiliyor, işte duvarlarıyla, asfaltıyla falan. 'Bu kadar yolu aşıp da Datça'ya gelmeyi göze alan birinde bir gariplik vardır' diye bakarlar. 'Abicim, senin burada ne işin var? Yani, birisinden mi kaçıyorsun? Macera mı arıyorsun? Çok para kazanırım mı zannediyorsun? Ne yani? Olayın ne?' falan diye. 'Ya da çok mu çaresizsin?' Hep bu önyargı vardı ve bu da çok haksız bir önyargı değil. Yani, dedim ya daha önce, Hayat Mecmuası'na buraların ilçelerini sormuşlar, Datça için 'Bir yoklar diyarı olarak Datça' diye. Oğuzhan (Özçelik) buna çok gülmüştü hatta. 'Abi ben bunu kullanırım.' 'Kullan.' dedim, 'Gerçek, çünkü.' 'Yoklar diyarı olarak Datça'. Buraya gönderdiğin memura, doğuya gönderilmiş 'görev tazminatı' veriyorsun, kaçmasın diye.”

DATÇALIYI TOKATLAMAYA GELENLERE ÇOK İYİ LAKAPLAR TAKILIRDI

Şimdi tekrar verseler iyi olacak, bu kiralardan dolayı.

“Doğru. 'Yoklar diyarı olarak Datça'ya gelen insanlar çok durmazdı. İsim vermek doğru olmaz ama baya bir üçkağıtçının Datça'ya gelip burayı tokatlamaya çalışıp da hemen adının takıldığını bilirim. Çok güzel lakaplar takarlardı.

Can Yücel Festivali'nin ilk yapıldığı sene yaşadığım bir olaydı. Karı-koca ikisi de rahmetli oldu. Benim çocukluğumda bile yaşlıydı bu rahmetliler ya. Reşadiye'de mandalina bahçeli bir ev vardı, şu an hala duruyor, M. Ali Ağa Konağı'na giderken sol tarafta. Orayı kiralamış bir çift, 70'lerde. 75-76 belki 77. Erkeğin adı, X. Eşinin adı da Y. miydi ne, iyi hatırlamıyorum. İkisi de okumuş yazmış tipler. Ben ilk olarak TV'yi onlarda gördüm. Daha elektrik yok. Akü ile bahçede TV'yi çalıştırıyorlar. Abi, Cin Tonik içiyor, falan. Evlerinde bir sürü kitaplar var, falan. Çocuklar olarak bize iyi davranırlardı. Mesela, ninemin süt abonesiydi bunlar. Ben götürürdüm günlük sütlerini, inek sağıldıktan sonra. Belli aralıklarla 50 Krş. 1 TL. verirlerdi. Kalem verirlerdi falan böyle. Sonra aradan baya bir zaman geçti. Çok da yaşlandılar. Can Şenliğine gelen devrimciler vardı. Can Yücel'in arkadaşları falan, eski tüfekler. Onlar da yaşlıydılar. Ben 'Reşadiye'de, Palamutbükü'nde etkinlikler yapılacak. Hazırlıkları var.' derken, bunlar da 'Biz de gelelim. Reşadiye'ye gidelim.' dedi. 'Hayırdır?' dedim. 'Reşadiye'de' dediler 'bizim eski tüfek devrimcilerden X abimiz ve eşi var. Onlar da eski devrimcidir. Onu ziyaret edelim.' Ben, unutmuşum evlerini. Reşadiye Meydanı'nda 'İstanbul'dan gelen büyüklerimiz, burada eski bir devrimci arkadaşlarını görmek istiyorlar. Adı X ve eşi Y' dedim. Oradaki ihtiyarlar 'Üçkağıtçı X'in evini mi arıyorsun sen? Daha şurada.' dediler. Ben şaşırdım. Bozuntuya vermedim. 'İşte burası' dedim. Sonra, döndüm. 'Ya' dedim, 'devrimci abiler yapar mı?' 'Ya borç para alır, vermez. Çapayı ödünç alır, vermez. Yalan söyler. Size bir şey vaat eder. Ankara'da sorununuzu çözeceğim der. Ondan sonra biz buna Ankara'ya götürmesi için bir şeyler veririz. Ne gitmiştir, ne çözmüştür. Bırak şunu ya.' falan dediler. Baya bir şaşırmış ve şok olmuştum, onları duyduğumda.

DEVRİMCİLERDE DE “PARA İLE HAYAT YAŞAYANLAR” OLABİLİYORMUŞ

Yani, insanların 'para ile hayatlar yaşaması' diye bir şey var ama bu devrimcilerde de olabiliyormuş, demek ki. Ne bileyim, kaçıp gelip, 70'lerde diyorum bak ama buraya yerleşip, burada hayat kurmalarından söz ediyorum. 80 sonrasını anlarım da bunlar Datça'ya erken gelenlerdi. Hatta Reşadiye'de 'kadınlar için özel buluşmalar, işte bilgilenme toplantıları, bir şeyler, çekilişler yapacağız' falan deyip, eşinin, bunu hiç unutmam, çekiliş havuzunda, işte çıkacak kişiye, atıyorum sana, işte iki kutu kahve vereceğiz ama çekiliş paralı falan gibi. Herkes 1 TL verecek. 50 kişi katılacak. Kazanana da kahve vereceğiz gibi. İnsanlar 'O 50 TL nereye gidecek acaba? Kahvenin fiyatı 3 TL.' falan gibi şeyler demişlerdi. Sonra sonra hatırladım tabii bu olayları. Böyle değişik simalar var.”

Bunlar, Datça'ya göç edenlerin negatif yönleri.

“AKTRlu’dan başlamak üzere siteler, Özil, Özbel falan buradakiler için iş kaynağı oldu; bir şekilde bahçesi ile ilgilensin, pazar kurarsın, ürün satarsın falan öyle bir paralel hayatlarımız oldu. Birbirimizden nefret de etmedik, çok da iç içe olmadık. Onlar gene kendi komünitelerinde kaldılar. Site içi hep kendisinin seveceği insanlar ile muhabbet ettiler. İş yaptırdıkları insanlar ile diyaloğa giriyorlardı ama şu andaki derneklerle, partilerle biraz yüzeye çıktılar. Eskiden çok girmezlerdi. 10 yıldır, 20 yıldır söyleyebilirim, birçok dernekte, partide bu sitelere yerleşmiş olan insanların da faaliyet gösterdiğini görüyorum. Aslında, derneklerin içerisinde Datçalılardan daha fazla olduklarını söyleyebilirim.”

(Devam edecek)

Tarih: 31-03-2026

FACEBOOK YORUM
Yorum