Osman Akın ile Datça'nın Dünü ve Bugünü Üzerine (42)
Sosyal medyadan örnek vereyim: Hayatlarını kenarda durarak, ses çıkarmayarak, düşük profilde yaşayarak sürdüren insanların yüzeye çıkabilmesini sağlamak gerekir. Mesela biz yıllarca 'Engelli Pikniği', 'Engelli Buluşma Günleri' falan yaptık, Taşlık Kentpark'ta. Çok doğru da bir iştir ama benim içimi çok acıtırdı o etkinlikler. Çünkü özellikle küçük olanlar, çocuklar falan yılda bir kere o atıldıkları oda köşesinden, şiltenin üzerinden alınır bizimkiler (belediye personeli) tarafından, getirilir. Balonuyla, yüz boyamasıyla, hamburgeriyle, dondurmasıyla gezdirilir, fotoğrafı çektirilir, fotoğrafları yayınlanır.
MEHMET ERDAL
(Kırk İkinci Bölüm)
SOSYAL TESİSLERİ DOLDURANLAR, GELİR DÜZEYİ DÜŞÜK OLANLARDIR
Datça Belediyesi'nin “esnaf” eksenli bir bakışı var. Hâlbuki Datça'nın demografik yapısı 1970-80 hatta 90'lara göre çok değişti. Datça'da yaşamını devam ettiren insan profili, şu an çok çeşitli ve haliyle Datça'nın öncelikli ihtiyaçları, beklentileri de çok çeşitli. Dolayısıyla, belediye kendisini biraz daha farklı bir noktaya oturtmalı. Yönetimde CHP olur, MHP, AKP ya da bir başkası olur, belediye Datça'da yaşayanların bir kısmının değil, genelinin ihtiyaçlarını ve beklentilerini karşılamayı esas alan bir bakış açısına sahip olmalı. Mesela, sosyal tesislerin açılması önemli ama sosyal tesislerin açılacağı yerler, faaliyet alanları, sunulacak hizmetler, satılacak ürünler ve fiyatlar belirlenirken “Esnaf ne der?” denilerek karar veriliyor. Bu konularda karar verilirken bir de “Emekli ne der?”, “Çalışan ne der?”, “Öğrenci ne der?” diye sorulmalı. O çerçevede karar verilmeli.
“Şöyle bir şey var: Sosyal tesislerde Experesso, Amerikano satılırken Fora Otel'in altındaki kahvecinin hiç boş kaldığını görmedim. Yani ikisinin de müşteri kitlesi farklı. Fora'nın altındaki kahveci gene dolmaya devam ediyor ama sosyal tesisleri dolduranlar oraya verecek parası olmayanlardır.”
DÜŞÜK PROFİLDE YAŞAYANLARIMIZ İÇİN DE BİR ŞEYLER YAPILMALI
Ben de onu söylüyorum. Belediye, sosyal tesisleri dolduran insanların ihtiyaçlarını ve beklentilerini de dikkate almak zorundadır.
“Sosyal medyadan örnek vereyim: Hayatlarını kenarda durarak, ses çıkarmayarak, düşük profilde yaşayarak sürdüren insanların yüzeye çıkabilmesini sağlamak gerekir. Mesela biz yıllarca 'Engelli Pikniği', 'Engelli Buluşma Günleri' falan yaptık, Taşlık Kentpark'ta. Çok doğru da bir iştir ama benim içimi çok acıtırdı o etkinlikler. Çünkü özellikle küçük olanlar, çocuklar falan yılda bir kere o atıldıkları oda köşesinden, şiltenin üzerinden alınır bizimkiler (belediye personeli) tarafından, getirilir. Balonuyla, yüz boyamasıyla, hamburgeriyle, dondurmasıyla gezdirilir, fotoğrafı çektirilir, fotoğrafları yayınlanır. Hatta ben basıp veririm kendilerine falan. Yüzleri güler ve o çocuklar alınır, evlerine götürülür, gene aynı şilteye yatırılır; 364 gün gene o aynı şiltenin üzerinde yan yatar. Yani, arkalarda idare eden emeklimizi, yerli-yabancı fark etmez, daha dar gelirlimizi, daha mütevazı yaşayan ama Datça'da kalmayı tercih eden insanımızı da birazcık görünür hale getirmek için bir şeyler yapılmasını yanlış bulmuyorum. Hatta sosyal tesislerde bira da satılsın. Hatta şöyle söyleyeyim sana, belki çok sivri bir öneri olarak gelecek, bir belediye meyhanesi açılsın. (*) Tamam mı? Kendisine mükellef bir masa kurduracak insan oraya gitmez. Kendince tenezzül etmez. Kalamarın porsiyonuna 2 bin TL verir, 700 TL'lik meze yer ama onların arasına karışmak istemez. Sen, belediye olarak kar etme ya ama bu insanların da kırk yılın başı gelip de bir tane İzmarit balık ile bir duble içip de eşi ile gülümsemesine bir vesile sağla.”
BELEDİYENİN İÇKİ SATMASI, ALKOLİZMİ ÖZENDİRMEK DEĞİLDİR
Belediye, bu bakış açısını sorgulamalı. Bu bakış açısının, sokaktaki yankısı hiç hoş değil. Belediye yönetiminde bugün ya da gelecek yerel seçimlerden sonra kim olursa olsun fark etmez, yönetimdekileri kastederek konuşuyorum, bu Datçalılar size oy vermiş ve size seçimi kazandırmışlar ise her birinin bir nedeni vardır. Öyle değil mi? Hiçbir Datçalı öyle “laf olsun” diye oy verip kimseyi o koltuğa oturtmaz. Siz, size oy verenlerin oy verme nedenlerini karşılayamıyorsanız, bu ilişki sürdürülebilir bir ilişki olmaz. Bu desteğin arkası gelmez. Bunun ayırdına varmanız gerekiyor.
“Bunu öne çıkarmanı isterim. 'Bu belediye yarın içki de satar'. Satar, abi. Öyle de bir güzel satar ki. Türkiye'den bir sürü de örnek bulurum sana. Dünyanın başka yerlerinden de bulurum. Kamunun bu tarz alternatif yerler açması, alkolizmi özendirmek değildir.”
Değildir.
“Yani, her gün gelip de orada leş gibi içen, bilmem ne yapan insanı da bir şekilde gerektiğinde uyarırsın, koymazsın. Önlem alırsın. Mekân yönetiminde bu anormal bir şey değildir. Mekândaki diğer insanların huzuru için seçicilik uygulaması, çok da garip bir şey değildir. Hatta o kişiyi, ciddi alkolik ise gerekirse yönlendirirsin terapi alması için Yeşilay'a, kaymakamlığa başka kurumlara, bir şekilde. Bu, sosyal bir hizmettir de bu tarz sıkıntılı insanlara. İnsandır bu. İnsanoğlu. Olabilir ama düzgünce gelen, denize karşı patatesini, birasını koyan genci, yaşlısı, eşi ile gelen, iki dublesini içen, arka fonda Müzeyyen Senar çalan böyle, mütevazı bir mekânın belediye tarafından işletilmesini, tertemiz yürütülmesini niye buradaki esnaf protesto etsin ya? O kadarcıkla batacaksan, bat abi sen zaten. Hiç mi kuş konduramıyorsun kendi işletmene, menüne, hizmet tarzına, tuzluklarına, ışıklandırmana? Burada mütevazı, barakadan bozma bir yer yapılacak denize karşı, 10 masa, 20 masa. Gerekirse, rezervasyonla çalışılır belki, ne bileyim. Ne güzel olur!”
İNSANLARIN HAYATLARINI ZORLAŞTIRMANIN BİR ANLAMI YOK
Belediyenin açacağı yerde yiyip içebilecek vatandaş, belediye bu yerleri açmadığında diğer yere zaten gidip yemeyecek ve içmeyecek ki.
“Gene gitmeyecek.”
Evine gidecek. Evinde yiyip, kendi yaptığı rakıyı içecek. Yalanı yok, marketten ya da tekel bayiden aldığını değil, evinde yaptığı ya da bir arkadaşından aldığı ev yapımı içkiyi içecek. İçiyor da nitekim.
“Evet. Tümüyle insanların böyle 'Günah', 'Yasak', 'Alkolizm' gibi iri iri parmak sallayarak hayatlarını zorlaştırmanın bir anlamı yok. Bu, bir tercih meselesidir ya. İbadet için camilere nasıl yardım yapıyorsan, kolaylaştırıcılıklar sağlıyorsan, Ramazan iftarları veriyorsan, hiçbirimiz bunlardan rahatsız olmadık. Bunlar güzel, saygı duyulacak, dikkat edilecek şeylerdir. Öbür tarafta, seküler kesimin de hayat tarzlarında bu tarz alanın açılması gerektiğini düşünüyorum.”
(*) Osman Akın'ın belediye tarafından açılacak böyle bir meyhaneye ad önerisi, “Guvat ola”. “Guvat ola”, Datçalıca'da “Yediğin içtiğin yarasın, sana güç, kuvvet olsun” demekmiş. Ekşi Sözlük'te “Guvat ola” için “Afiyet olsun'un eşdeğerlerinden biri. Başka yörelerde de olsa gerek, Fethiye dağlık ve köylüklerinde var; halen de geçerli. Özellikle bu afiyet olsun'u, tekil kişi sofra halinde, kalabalık halinde olanlara yönelik söylüyorsa. Kökeni kuvvetten geliyor o belli de, anlam biraz dönüşmüş; 'yediğiniz kuvvet olsun' ile 'kuvvetli saldırın yiyeceklere' karışımı bir tınısı var,” yazıyor.
(Devam edecek)
Tarih: 09-04-2026