içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

ÖYKÜ / ODUNA GEDİYOK(2)

Sorusu biter bitmez Müslüm'ün, sağ yanağına vurduğu tokatın etkisiyle, Birgül boylu boyunca çamurun üstüne yuvarlandı. Çocuğun ağlamasını umursamadan, eve gitmek için geri döndü. Çamuru umurunda değildi. Kayıp yere düştü bir kaç kere. Evin kapısını tekmeyle açıp içeri girdi. Sofra başında oturmuş, yemeğe devam eden Dudu ile anasına nefretle bağırdı.

ÖYKÜ / ODUNA GEDİYOK(2)

ALİ GÖNENLİ / ÖYKÜ

   Sorusu biter bitmez Müslüm'ün, sağ yanağına vurduğu tokatın etkisiyle, Birgül boylu boyunca çamurun üstüne yuvarlandı. Çocuğun ağlamasını umursamadan, eve gitmek için geri döndü. Çamuru umurunda değildi. Kayıp yere düştü bir kaç kere. Evin kapısını tekmeyle açıp içeri girdi. Sofra başında oturmuş, yemeğe devam eden Dudu ile anasına nefretle bağırdı.

"Ülen kırk y.rak artıı orasbılar. Ben sizin cinsinizi cibilliyedinizi s.kmez miyim? Öldürürüm ülen sizi."

  Dudu'nun saçını eline doladıktan sonra kendine doğru sürükledi. Arka arkaya yüzüne tokadı vurdu.

"Orasbı. orasbı. Daalara oduna gedip gedip gendini gullandırdıını bilmiyom mu sanıpdurun. Gırk y.rak artıı guduruk köpek."

  Dudu'nun anası, kocasının önüne geçmeye çalışsa da, yediği tokatla kapıya doğru devrildi. Başka çaresinin olmadığını fark edince, kapıyı açıp tüm gücüyle ünnemeye başladı.

"Gooşular (komşular) yetişiin. Gızımı öldürecek. Gurban oluyum yetişin. Gızım ölüyoo."

  Tekrar içeri girdiğinde Dudu kıvranırken gördü. Müslüm, arkaya Dudu'nun karnına iki tekme vurdu. Melek kapı önündeki toprak testiyi alır almaz, kalın taban kısmını Müslüm'ün kafasına vurdu.

"Gahba garının çıkardıı. Seni öldürsem noolucak? Bi dene nalet eesilmiş olu bu dünnneden."

  Testi parçaları evin içine dağıldı. Müslüm, sendeleyerek yüklüğün önüne devrilip kaldı. Ne Dudu ne de Müslüm kımıldamıyordu. Evin içine ilk giren Hasan Ali oldu. Ardından Yusufça’nın hemen hemen hepsi evin önüne toplandı. Birgül'de taş duvarın üzerine çıkmış, bütün bunların sorumlusu kendisiymiş gibi suçluluk duygusuyla, ağlayarak seyrediyordu. Yediği tokadı çoktan unutmuştu. Duvardan indi. Küçük bedeniyle, evin önündeki insanların arasından yer açarak kapının önüne geldi. Hasan Ali'nin Dudu'yu kucakladığını gördü. Dudu'nun başı geriye doğru düşmüştü. Şalvarının bacak arasına yakın yerinden kan akıyordu. Hasan Ali'nin kucağında kapıya kadar giderken, kırmızı çizgi şeklinde iz bıraktı Dudu'dan akan kan. Sonra sık, ardından seyrek damlalar şeklinde toprakla buluştu. Hasan Ali'nin arkadaşı Veli cipiyle bahçenin önünde bekliyordu. Hasan Ali kucağında Dudu'yla cipe bindi.

"Gulun kölen oluyum Veli. Bizi dokdura yetiştir."

  Gözlerinden akan yaşı zapt edemiyordu. Arkadaşından etkilenen Veli'de ağlamaya başladı. Köy mezarlığının yanından hızlıcs geçti. Karpuzlu yoluna çıkıp sola döndüğünde ayağının tüm gücüyle gaz pedalına basıyordu. Lakalardan sıçrayıp devrilmeleri bile umurunda değildi. Dere üstündeki demir köprüyü geçtiğini farketmedi. Söke asfaltından geçen arabaları dikkate alıp hızlıca karşıya geçti. Tepedeki hastanenin önüne vardıklarında, Hasan Ali kucağındaki Dudu ile kapıdan içeri girip bağırmaya başladı.

"Doktur yok mu? Allaanı seven dokdura habar etsin. Dokdur yok muu?"

  İki görevli hızlıca Hasan Ali'nin yanına tekerlekli sedyeyi yanaştırdı. Kucağındaki Dudu'yu sedyeye bıraktı. Başı yana doğru kayan Dudu'dan hiçbir tepki gelmiyordu. Hasan Ali'yi içeri almadılar. Hastanenin bahçesine çıkıp tekrar ağlamaya başladı. Gözyaşları sümüğüne karışmıştı. Burnunu, başparmağı ile işaret parmağının arasına alıp, çam ağacının dibine doğru sümkürdü. Elinin kanı, olduğu gibi yüzüne bulaştı. Hastaneye girip çıkanlar, Hasan Ali'nin bu halini görenler, ürküp O'ndan uzaklaşıyordu. Hastanede görevli polis yanına geldi.

"Geçmiş olsun. Gel arka tarafa geçelim de, çeşmede elini yüzünü yıka. Neler olduğunu anlat."

  Yavaş yavaş, hastane arkasına geçtiler. Hasan Ali, elini yüzünü yıkadıktan sonra bildiklerini anlattı. Yaklaşık bir saat sonra, Müslüm'ün evinin önüne jandarma arabası yanaştı. Bahçeye büyük bir ateş yakılmış, köyün kadınları Dudu'nun anası Melek'in çevresine toplanmıştı. Arabadan inen jandarma kalabalığa yanaştı.

"Hayırlı akşamlar. Hastaneye gelen Dudu'nun babası Müslüm nerde?"

   Melek, kızı gittiğinden bu yana eve girmemişti. Müslüm'ün ne olduğu umurunda bile değildi. Jandarmaya umursamaz bir ses tonuyla eliyle işaret ederek yanıt verdi.

"Hu bayguş düneesice evin içinde. Allah'ım galan ışallah gafası gavın gimi patlayıkdurda hu mezzelliğe (mezarlığa) yumadan (yıkamadan) gömerik."

  Jandarma, evin açık kapısından içeri girdiğinde Müslüm, elinde büyükçe bir bez parçasını kafasına tutmuş, sırtını yüklüğe dayamış halde bekliyordu.

"Müslüm sen misin?"

"Heye benim."

"Bizimle gelmen gerek. Yürüyebilir misin? "

"Yörürüm."

"Kalk o zaman.Kızını yaralamışsın."

  Kapıdan çıktığında iki jandarma Müslüm'ü araya aldı. Cipe bindiklerinde, Melek kadın herkesin duyacağı kadar yüksek sesle bağırdı.

"Yaalı gurşunnara gelesice. Yavrım ölüse bu gedennere sakın ola geliyim deme. Çintik çintik (parça parça) ederim seni. Bi denecik guzum ölüse sende öl. Irabbım hırlı ölümler nasib etmesinde yaralarına gurt düşsün Müslüm eyi mi?"

  Müslüm'ü jandarma arabasına bindirip götürdüler.

   Gece yarısını geçmiş, hastane bahçesi ve koridorlar tenhalaşmıştı. Hasan Ali, yalvara yakara Dudu'nun yatırıldığı odaya girmiş, bulduğu sandalyenin üzerine oturduktan sonra saatlerce sevdiğinin yüzüne bakmıştı. Sabaha karşı vücudu pes edip kafası duvara dayalı şekilde gözleri kapandı. Rüya mı gerçek mi olduğunu anlamadığı sesin inleyerek fısıldadığını duydu.

"Hasan Alii.Hasan Ali."

   Gözünü açtığında nerede olduğunu anlamaya çalıştı.Aynı inleyen ses adını tekrarladı.

"Hasan Alii."

   Sesin sahibi Dudu'ydu.

  Sevdiğinin elini tuttu.

"Sesine soluuna gurban olduum Dudum burdayım. Irabbım (Rabbim) seni geri versin benim canımı alsın."

  Dudu zorlanarak sordu.

"Bura nere Hasan Ali?"

 "Hasdeneyik Dudum. Melesdeyik."

  Konuşamadı Dudu. Olanları hatırladı. Gözlerinden yaş akmaya başladı. Başını Hasan Ali'ye çevirdikten sonra usulca gözlerini açtı. Uzun süren sessizlikten sonra acı çektiğini belli eden ses tonuyla sordu.

"Gannımdakı düşük haralda."

  Hasan Ali, evet anlamında başını aşağı yukarı sallayıp Dudu'nun elini avuçlayıp öptü.

"Dudum sen geri geldin ya. Allah'ım seni bi dee gavuşdurdu ikimizi ya. Dünne batsa umurumda deel. Canımız savolsun. Yaparık gene."

  Dudu'nun anası Melek, sabaha karşı yüklüğe sırtı dayalı şekilde, pes eden vücüdunun etkisiyle uyudu kaldı. Birgül ve anası da bir battaniyenin altında kıvrılıp yattılar. Horoz sesini duyup ilk uyanan Birgül oldu. Onun hareketlenmesiyle anası da uyandı. Birgül'e, işaret parmağını ağzına götürerek sessiz olmasını istedi. Ocaktaki külleri kenara çekerek közleri ortaya çıkardı. Çıra parçasını közlerin üzerine koyarak, içine çektiği nefesi üfledi. Tutuşan çıranın üzerine, önce çilpileri ardından odunları yerleştirdi. Kısa süre içinde odanın içi ısındı. Uyanan Melek,  sesizce anayla kızını seyrediyordu.

"Zabaan (sabahın) hayırlı ossun Melek. Gakma sen. Hindi hazır ederim gayfaltıyı. Gün aarınca Veli bizi de götürü hesteneye."

"Gurban olduum gızım heyloldu (nasıl oldu) acap?"

"Eyidur eyi. Kötü bi şey olsayıdın habarı gelidin.Az soona hepicezini öörenirik. Gendin görüsün olanı biteni."

"Hindi gakıp gedesim var gardaşım."

   Birgül, Melek teyzesinin yanına oturdu. Konuşmak istediği belli oluyordu ancak nereden başlayacağını bilmiyordu.

"Melek deeze bi şey deecem emme gızma olu mu?"

  Melek, çocuğu kucağına çekip yanaklarından öptü.

"Gözel saçlarına gurban olduum. Saa gızarmıyım heç."

  Ağlamaya başladı Birgül.

"Dudu abılanın gebe olduunu Müslüm amcaya ben dedim. Ben gebeliin kötü bi şey olduunu bilmiyodum. Valla billa bilmiyodum."

  Kafasını Melek teyzesinin göğsüne yaslayıp, sarsılarak ağlamaya başladı. Melek'te onunla birlikte ağlamaya başladı.

"Aaalama gözel saçlım. Gebe olmak kötü mü olu heç. Biz ıısannar kötüyük. Gancıklar gebe galmasa bu dünne nası olu? Hepimizin anası gebe galmış da biz doomuşuk. Senin dediin yalan deel (değil). Dooru deyiksin (söylemişsin). Müslüm amcan aşşaalık. Gendilerine gelince nerde orasbı var ora gederler. Barabar gederik az soona Dudu abılayın yanına."

 Daha sıkı sarıldı Melek teyzesine. Suçlu olmadığının söylenmesi rahatlatmıştı çocuk ruhunu. Bir kaç lokmayla kahvaltıyı bitirdiler. Birgül, Veli'ye cipi hazırlamasını söylemeye gitti. Tüm Yusufça'da olduğu gibi, kapılarını kilitlemeden evden çıktılar. Hasan Ali, hastane girişinde onları görünce yanlarına geldi. İlk konuşan Melek oldu.

"Yavrım nerde?"

"Uyuyo ana."

  Ana kelimesi birden çıkmıştı Hasan Ali'nin ağzından. Hepsinin kabullendiği bir kelime oldu. Geleceğin ne olacağını şekillendiren kelime.

"Yavrımı görüyüm. Hangı oda?"

  Üst kata çıkıp koridorun son odasına ulaştılar. Melek, kızını görür görmez, çığlığını içinde tutmak için ağzını kapattı. Kızının yarı açık gözlerinin karşısına dikildi. Karşılıklı ağlamaya başladılar. Dudu'nun ellerini tutup öpmeye başladı. Fısıltıyla sordu kızına.

"Guzum heyloldun? Aarın sızın var mı?"

"Yok ana. Halsizim. Heç guvatım yok gimi."

  Doktorların kontrol saatine kadar Dudu'nun yanında kaldılar. Birgül, uzanıp Dudu ablasının yanaklarını öptü.Ayrılmadan önce,  Dudu, babasının neden gelmediğini sordu.

"Bii.Gızım O'nu mu marak ediyon bu halında. Cehennemin gırına getsin. Dün candırmalar götürdü. Allah galan tulkutsalar baytim (bari) garagolda."

  Çıktılar odadan. Akşama kadar hastanenin yanındaki çayocağında, baltalı kapının çevresinde dolanıp durdular. Bir ara Balavca deresinde akan suyu seyrettiler. Gün batımından önce, Dudu'nun yanına uğradıktan sonra köye döndüler.

  Bir hafta sonra Dudu taburcu oldu. Yaşı tuttuğu için, Hasan Ali nikah gününü almıştı. Hastane çıkışı doğrudan evlendirme dairesine gittiler. Dudu, ikiz çocukları olana kadar babasıyla konuşmadı.

Tarih: 03-04-2026

FACEBOOK YORUM
Yorum