içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

TANRI DAĞLARI / ÖYKÜ

“Tanrı Dağları’nın ardı sıra ne var?“ diye düşündükçe “Ya! Ötesi! Ya ötesi!” diye sayıklar dururdu anam. Babamsa “Ötesi yok! Götürebilmirem. Görüp göreceğin budur. Hadi eve, kapıyı da ardına kitle!" derdi.

TANRI DAĞLARI / ÖYKÜ

GÜLÇİN GRANİT / ÖYKÜ

“Tanrı Dağları’nın ardı sıra ne var?“ diye düşündükçe “Ya! Ötesi! Ya ötesi!” diye sayıklar dururdu anam. Babamsa “Ötesi yok! Götürebilmirem. Görüp göreceğin budur. Hadi eve, kapıyı da ardına kitle!" derdi. Küçüklüğümden beri hatırlarım. Annem bizi böylece kilitli kapılar, sıkıca örtülü perdeler ardında büyüttü. Dökülen yıldızlar anamın saçlarını beyazlatırken geçen zaman yüreğindeki hasreti kangrene çeviriyordu. Bunun için mi adımı “Hayal” koydu anam, bilinmez. Onun Tanrı Dağları’nın ardına ait dair kurduğu hayaller… Ya da her neyse! Böylece sular hep aynı yöne akıp gitti. Ağaçlar oldukları yere kök saldı; geceleyin göğü saran yıldızlar, nice gök cisimleri, Kehkeşanlar hep aynı ihtişamla anamın üzerinde salınıp duruyordu.

Tanrı Dağları’nın ardından Şahsenem Abla, komşu eve gelin olarak gelmişti. Şimdilerdeyse annemin gözbebeği, hayallerinin emsalsiz eşi, yağmur sonrası sunulan bir ebemkuşağıydı. Annemle, Şahsenem Abla bahçede oturup üç beş hayalin belini kırıyor, el işi yapıyor, birbirlerinden yemek tarifleri alıp veriyorlardı. En önemlisi de o dağların ardındaki hayatları anlatırken annem, Şahsenem Abla’yı ağzı acık dinliyordu. Tanrı Dağları’nın ardını görmüş bir Kırgız Türkü’ydü o. Babam artık eskisi gibi annemi dört duvar ardına mahkûm edemiyordu. Annem yaşlandıkça sesi gürleşti, çehresi sertleşti, bakışları keskinleşti, adeta bir şahine dönüştü. Erkek kardeşim Pamir büyüdü, çiftçilik ve hayvancılık işiyle uğraşıyordu. Anlayacağınız ağır işçi. Annem, onun ellerinin nasırına, gözlerinin karasına, belinin oyuğuna ve şakağının karasına hiç kıyamıyordu. Babam yaşlanıp söz hakkını yitirince, şiddeti de kesildi. Annemi dövemiyordu artık babam. En son anneme el kaldıracak oldu da Pamir, babamın elini havada yakaladığı gibi onu divana fırlattı. O gün bu gündür, babamın sesi soluğu kesildi. Bir başka gelip gidiyor eve, bir başka bakıyor anneme. Babamın kocalığı eksildikçe babalık ibresi hep aynı yerde salınıp duruyordu.

Annem, Tanrı Dağları'nın tepelerinde bulunan kar tabakasını, eteklerindeki gökkuşağını ve içinde barınan yeşiline de hayrandı. Sabahları bütün pençeleri kapıları sonuna kadar açar, Tanrı Dağları’ndan salınıp gelen çam, ardıç ve şimşirle kaplı ağaçların keskin kokusunu rüzgârın eve savurmasını beklerdi. Annemin hayalleri ve bitmeyen efsaneleri ayrı bir haşmet katıyordu Tanrı Dağları’na. Nice medeniyetler kurulmuş Tanrı Dağları’nın eteklerinde, bir de annemin yüreğinde… “Büyük bir dağa sahip olamayan medeniyetler yok olmaya mahkûmmuş.” Ben roman yazıyorum, hani derler ya! “Yazsam hayatım roman olur.” Ben de tam da öyle yapıyorum. Annemin hayatını yazıyorum. Kutsal olarak kabul edilen bu dağın diğer adına “Altın Dağı” demişler.

Duyuyorum. Annem, Şahsenem Abla’ya anlatıyordu: “Nice kahramanlarımızın adları yazılı bu Tanrı Dağları’nda. Uçmağa hak kazananlar bu dağa, en zirveye çıkarlar ve buradan kendilerine müjdelenmiş olan uçmağa ulaşırlar. Buraya günahı olanlar ulaşamaz, “ diyordu. Ardından Hüseyin Nihal Atsız’ın mısraları dökülüyordu annemin dudaklarından. Gözleriyse Tanrı Dağları’nın ötelerine dalıp giderken…

Sen gurbette kalırsan ben ölsem ne çıkar

Ruhlarımız buluşur Tanrı Dağında.

Şahsenem Abla, “Yahşi balam! Sen neler söylersen öyle, tüm bunlar gerçek mi ola?” deyip derin hülyaya dalıp hasreti hayallere doluyorlardı. Tanrı Dağları’nın şıngırtılı eteklerinde, Şahsenem Abla’nın sıla özlemi, anneminse Tanrı Dağları’nın zirvesinde oturduğu o büyük ruhla hayallerini dolayıp ağlaşıyorlardı. "Ne var koca dağların ardında ya Rab! Nasip et bana görmeyi?" diye dua ediyordum.

Annem okuduğu bütün duaları, Tanrı Dağı’na doğru üfleyip nefesiyle kırklayıp kutsuyordu. Dağların zirvesine ulaşan efsunlu dualar, gerisin geriye bir enerji, bir kutsiyet olarak anneme geri dönüyordu. Annem ise güçlendikçe güçleniyordu. Annem umutlarını ve hayallerini Tanrı Dağları’na doğru tırmana, çarpa zirveye otururdu. Dağların önü böyleyse ardı nasıldı, ben de annem gibi merak ediyor ve bir gün kitabımı Tanrı Dağları’nın ardında, Kırgızistan veya Özbekistan'da imzalayacağımı biliyordum. Bu ulu dağların zirvesi, yalnız günahsızların, kahramanların ulaşabilecekleri en zirve noktaydı. Tanrı Dağı üzerine hayaller kurulan, bir halı gibi mekik mekik dokunan bir kutsiyetti. Hiç el değmemiş sırları ve bilinmezlikleri ve nice hayalleriyle gizli bir hazineydi Tanrı Dağları ve bu dağlar annemin şakağındaki kırmızı kanı, en kıymetli beşi bir yerdesi, oğulun derin alın çizgisiydi.

Şimdilerde edebiyat ödülü kazanan romanımın, imza günü için annemle birlikte Kırgızistan’dayız. Annemse otelin beşinci katından Tanrı Dağları’na bakıp bütün bildiği duaları, şükür niyetiyle okuyup karşı dağlara üflüyor.

Tarih: 21-07-2025

FACEBOOK YORUM
Yorum