TRAKYA GEZİ NOTLARI (4)
20 Temmuz sabahı kahvaltıdan sonra Edirne'ye yola çıkmak için hazırlık yapılırken, Suat sürpriz yaptı; salonda oturuyordum, elinde saz ile salona geldi. Karşımdaki tekli koltuğa oturdu ve çalmaya başladı. Çok rahat çalıyor ve söylüyor. Bu, benim için çok hoş bir an oldu. Suat gibi aynı dönem GHİYO'da okuyan yol arkadaşımız İlhan da (Bozkurt) Fethiye'de evine gelen konuklarına çalar, söyler ama akşam yemeklerinden sonra.
MEHMET ERDAL
(Dördüncü Bölüm)
Suat, Çiçek, Sevda ve ben araca bindik; Salim, akşam Mustafa ile takıldıktan sonra Uygulama Oteli'nde kaldı. Önce, onunla buluşacağız.
EZİLENLERİ, YOKSULLARI SAVUNUYOR OLMAK YETERLİ DEĞİL
Uygulama Oteli'ne yakın tenha bir yerde, küçük bir büfenin önünde, yanında bembeyaz saçlı ve sakallı birisi, bizi görünce hem eliyle “Gelin, Gelin” işareti yaptı Salim, hem de “Gelin, gelin. Ben her yerde kendime benzeyen bir kırık bulurum.” diyerek seslendi. Merak edip, hepimiz araçtan indik. Salim, “Nasuh (Mitap) abinin arkadaşını buldum.” dedi. Adı, Mithat Şafak. Camında “Mithat Kokoreç” ve hemen yanında “Açılış uyanınca, Kapanış canım isteyince” yazan büfe. Büfe, onun 7/24 kaldığı mekanıymış. Nasuh abi üzerine konuşuyoruz. Oğlu Ertan (Mitap) ve Nasuh abinin sağlığında yaptığı iş ile ilgili söyledikleri, Nasuh abiyi gerçekten tanıdığını gösteriyor. Salim, Datçalı olduğumuzu söyleyince, bir isim söylüyor; uzun yıllardır Datça'da yaşıyormuş. Söylediği ismi not ettim, “Varınca, bulurum.” dedim.
Kendisine solcu, sosyalist, devrimci vb... diyenlerin ve yeni bir dünya için mücadele ettiğini söyleyenlerin, çıkarlarını savunduklarını söyledikleri emekçiler, yoksullar, ezilenler, ötekiler, dışlananlar... ile günlük yaşam içerisinde somut ilişkiler kurabilmelerini, aynı frekansta konuşabilmelerini, oturup kalkabilmelerini, onlara dokunabilmelerini ve onlar tarafından benimsenebilmelerini, kendilerinden ya da kendilerine tepeden bakmayan birisi olarak görülebilmelerini çok yaşamsal buluyor ve önemsiyorum. Salim, hem köyünde kahvede hem de burada tanık olduğum kadarıyla bunu başarabiliyor. Mithat Şafak, Nasuh abinin de bunu başarabilmiş devrimcilerden olduğunun bir kanıtı, benim için.
Salim'i alıp yola çıkıyoruz. İlk durağımız, Suat'ın köyü Kocahıdır. Kocahıdır, aynı zamanda Devrimci Yol'un önder kadrolarından Sedat Göçmen'in de köyü.
KOCAHIDIR
Kocahıdır, Kırklareli ile Edirne'nin tam ortasında, Kırklareli'den Edirne'ye giderken yolun solunda kalan bir köy. Köyde, Suat'ların aile evinde Suat'ın küçük kardeşi Soner ve ailesi bizi bekliyor. Onlara uğrayıp kahvelerini içeceğiz. Sonra da Sedat Göçmen'in abisi ile bir kahvede oturup bir-iki dakika karşılıklı hal hatır soracağız. Suat, “Abisi, Sedat'ın arkadaşlarını görmeyi seviyor. Mutlaka, görelim.” dedi.
Köye girdik. Suatların aile evine vardık. Bahçeli bir ev. Bahçede, yetişmiş sebzeler var. Suat'ın kardeşi Soner, Soner'in eşi ve uzun boylu genç oğlu bizi karşıladılar. Çaylarımızı içtik. Suat, Salim ve ben Sedat'ın abisi ile bir araya geleceğimiz kahveye gittik. Kahvenin önündeki ve yan tarafındaki açık alanda bazı masalarda birkaç köylü oturmuş aralarında sohbet ediyorlardı. Selamlaştık. Boş bir masaya oturduk. Yan masada oturanlardan birisi, Suat'ın daveti üzerine yanımıza geldi. Bir süre sonra, Sedat'ın abisi Fevzi (Göçmen) bey elinde bastonuyla yavaş yavaş yürüyerek yanımıza geldi. Fevzi bey de Sedat gibi uzun boylu. Suat'ın önceden dediği gibi bizleri görmekten de olabilir, gözlerinin içi gülüyor. Çok az oturduk ve ayrıldık.
“Fırtınalı Denizin Yolcuları” kitabını da yazan Sedat'ı 12 Eylül öncesinden sadece isim olarak bilirdim. 1991 yılında cezaevinden çıktıktan sonra ise yaşama yeniden tutunma çabalarım sırasında İstanbul'a mal almaya gittiklerimin birisinde, bir de Hasan (Üresin) abinin cenazesinde, cenazeyi toprağa verdikten sonra mezarlıkta ayak üstü görüşmüştük.
Edirne'yi gezip göreceğimizi düşünerek önceden öngördüğümüz gibi köyde fazla kalmayıp, yeniden yola çıktık. Köyden ayrılırken, köyün çıkışında “Şehit Öğretmen Adnan Tunca Çamlığı” levhasını gördük; köye girerken gözümüzden kaçmış, 1994 yılında PKK tarafından öldürülen Suat'ın abisi Adnan Tunca için köylüler küçük bir orman oluşturmuşlar.
BULUŞMALAR...
Edirne'de, Edirne'yi gezmeye başlamadan önce buluşacağımız kişilerden birisi Suat'ın abisi Feridun Tunca. Feridun bey, Suat'ın söylemiyle Edirne'yi çok iyi bilen birisi, o nedenle bugün Edirne'de o bize rehberlik yapacak.
Feridun bey, ortaokul mezunu. Edirne merkezde, yıllarca çaycılık yapmış. CHP üyesi. CHP İl Örgütü İl Disiplin Kurulu'nda ve aynı zamanda, yoksullara, yardıma muhtaç insanlara yardımları organize eden Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı İl Mütevelli Heyetinde CHP'den kontenjan üyesi olarak yer almış. Kardeşleri şehit Adnan Tunca nedeniyle de Edirne Şehit Aileleri Derneği Yönetim Kurulu Üyeliği yapmış. İl bürokrasisi tarafından da sevilen ve sözüne güvenilen birisi.
Edirne'de buluşacağımız kişilerden birisi de Necdet Güzey. Emekli öğretmen Necdet Güzey, kardeşim Musa'nın hastalığı sürecinde Hamburg'a gidip geldiğimde bir keresinde görüştüğüm Musa'nın yakın yol arkadaşı Erol Güzey'in abisi. Necdet bey, Hamburg'a gittiğinde tanıdığı kardeşim Musa öldüğünde köyümüze kadar gelmiş ve cenaze törenine katılmıştı. Edirne'ye kadar gelip onu görmemezlik olmazdı. Salim'e onu görmek istediğimden söz ettiğimde tanıdığını söylemiş ve İbrahim Şengül hocanın cenazesine katılmak için Necatiye'ye gittiğimizde de bacanağı üzerinden haberleşmişti.
Edirne'ye varınca, Binevler Mahallesi Baca muhitinde önce Feridun Tunca ile daha sonra da bir börekçide Necdet Güzey ile buluştuk. Bir masa etrafında oturup çok kısa da olsa birkaç kelime konuşalım diyorduk ki kumral renkli, gözlüklü ve bencileyin saç fakiri birisi yaklaştı. Salim, “Tanıdın mı?” dedi. Gelene elimi uzattım ve “Kim olabilir ki?” dercesine baktım. “Tanımadı” dedi, elini sıktığım arkadaş. Tanıyamamıştım. Hani, gözüm bir yerlerden ısırmıyor değildi ama öyle şıp diye de tanıdığımı söyleyemem. Uzun hatta bazen o kadar da uzun sayılamayacak zamanlardan sonra karşılaştığım bazı eski tanıdıklar beni tanıdıklarını söyleseler bile belki apansız karşılaştığımdan, belki cezaevlerinde yattığım 11 yıl 7 ay 10 günün neredeyse toplam 14 ayını bulan açlık grevlerinin beynimde yarattığı tahribattan, belki de üzerinden çok uzun zaman geçtiğinden olsa gerekir karşılaştığım kişiyi gözüm bir yerlerden ısırıyor olsa bile onun beni tanıdığını söylediği kadar onu tanıyamıyor, açık açık çok samimi bir biçimde “Bir yerlerden bağlantı kurmam gerekiyor, anımsamam için. İnanın, 'tanıdığımı' söylersem yalan olur” diyorum. Oturup konuşmaya başlayınca, ortak yaşadığımız söylenen olayları ve konuşmada adı geçen kişileri birbirine bağlayarak ortak anıları şu ya da bu ölçüde, bazen de çok net olarak gözümün önünde canlandırabiliyorum.
ALTINDAĞ ÖRGÜTLENMESİ
Adı, İbrahim Dalkılıç. 1979 öncesi İzmir Altındağ'da mahalle çalışması yaptığımız zamandan tanışıyoruz. Altındağ'da, Altındağ Mezarlığı'ndan yukarıya, köye doğru kıvrıldıktan hemen sonra ALTIN-DER adında bir dernek kurmuştuk, sanırım 1976 yılı ikinci yarısı ya da 1977 yılı ilk yarısı idi. ALTIN-DER, o dönem İzmir'in pek çok mahallesinde aynı zaman diliminde kurduğumuz derneklerden birisiydi. İzmir, o zamanlar şimdiki gibi Altındağ'dan sonra almış başını gitmiş değildi. Altındağ'dan sonra Pınarbaşı'na doğru fabrikalar yeni yeni kuruluyordu. Cesur bir karar alarak ülke genelinde okullardan mahallelere doğru bir geçiş süreci başlatan biz Devrimci Yolcular, o genç yaşlarımızda becerebildiğimiz kadarıyla hem mahallelerde çok çetin bir anti-faşist mücadele yürütüyor hem de mahallelilerin günlük yaşamdaki sorunlarına o mahallede yaşayanlar ile birlikte çözümler üretmeye çalışıyorduk. Bu çerçevede, anti-faşist mücadelenin görece daha az çatışmalı yürüdüğü Altındağ'da ÇİMENTAŞ'ın ve Altındağ son duraktaki TAŞ OCAĞI'nın tozuna karşı mücadele yürütürken, bir yandan da o bölgede kurulmaya başlayan fabrika önlerine gidip bildiriler dağıtıyorduk. 1977 yılında yapılan yerel seçimde CHP'nin Altındağ Belediye Başkan Adayı Avukat Lütfi Özer'i ve Gültepe Belediye Başkan Adayı Aydın Erten'i çok aktif olarak desteklemiş ve seçimi almalarına katkıda bulunmuştuk. CHP'li Lütfi Özer ve Aydın Erten, itiraf etmeliyim, ilişkilerde “ahde vefa”nın olması gerektiğini bilen ve seçildikten sonra da bunun bilincinde hareket eden çok dürüst siyasetçilerdi.
HER YERDE BİR YOLCU VARDIR
İbrahim, motosikleti ile beni birçok kez Bayraklı'ya (muhtemelen Bayraklı Çiçek Mahallesi son durakta oturan bacanağım rahmetli Ali Osman Tutkun'un evine) götürdüğünü anlattı. Konuşunca, onun kadar net değil ama bazı şeyleri gözümün önünde canlandırmaya başlayabildim.
Salim'in “sürpriz olsun” diyerek önceden söylemediği bu karşılaşma bana, Salim'in biz Akhisar'dan yola çıkmadan önce telefonda anlattığı bir konuşmayı anımsattı: Ziyaretine gelen bir arkadaşının eşi yapılan bir sohbet anında “Devrimci Yol yüzünden çekmediğimiz eziyet kalmadı ama Devrimci Yol, benzin istasyonu gibi, gittiğimiz her yerde bir Devrimci Yolcu tanıdık ile karşılaşıyoruz.” diyor.
Devrimci Yol'un ulaştığı kitleselliği ve yaygınlığı bunun kadar güzel anlatan bir ifade duymamıştım. Trakya gezimizde, biz de neredeyse her yerde bir Yolcu ile karşılaşıyorduk.
Bu kitlesellik ve yaygınlık, biz Devrimci Yolcuların muhteşem bir başarısıydı.
(Devam edecek)
Tarih: 04-08-2025