beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan sefaköy escort beylikdüzü escort seks hikayesi sex hikayesi beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bahçeşehir escort esenyurt escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort alanya escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayanlar beylikdüzü escort beylikdüzü escort kıbrıs escort kıbrıs escort

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

GÜVEN DUYGUSU YİTİMİ VE KIYIMI

E. Erikson, yaşam sürecinde kişilik gelişiminin diyalektik olarak karşıt özelliklerin çatışmasında hangisinin üstesinden gelindiğine bağlı olarak geliştiğini öne sürmüştür. Buna göre, doğada en uzun süre bakıma muhtaç olan insan yavrusunun ilk yaşadığı çatışma “temel güven ile güvensizlik” çatışmasıdır (0-1/2 yaş) ve bireyin sonraki yaşamının şekillenmesinde çok önemlidir: Çünkü o yavru her şeyiyle ana-baba ya da bakıcıya “bağımlı”dır. Cami avlusuna bırakılan (ama ensest ilişkiden, ama çaresizlikten) bebeğin insanlara, çevresine ve dünyaya güveni ne kadar gelişebilir? Peki soru: Siz hiç 3-5 yaşına gelmiş bir çocuğun cami avlusuna bırakıldığını duydunuz mu? Harcanan emek ile sevgi arasında yüksek bir ilişki var, değil mi ya… Güvensizlik duygusu, kısmen ana-baba yerine geçebilecek kişiler ve hatta (varsa) kurumlarca bir ölçüde giderilebilir, ama o temel sorun ve travmatik etkileri ne kadar giderilebilir ki!? Erikson, insanın kişilik oluşumunu yaşam boyu sekiz evreye ayırmıştır. Artık çocuğun yürümeye başladığı ve bu nedenle çevreyi keşfe çıktığı 1/2-4 yaş arası özerklik x kuşku ve utanç, 3/4-6 yaş arası girişimcilik x suçluluk, 6 x 11 yaş arasında başarılı olma x aşağılık duygusu, ergenlikte kimlik kazanma x rol karmaşası vs diye gidiyor. Eh öyleyse, ana-babalar, çocuklarını yetiştirme tarzları açısından da bunları sorgulayabilirler…

Tamam, sonraki yaşam devam ediyor ama, sonraki yaşamda da temel güven ve güvensizlik çatışması yaşanmaz olur mu hiç?

Örneğin, doğumumuzdan itibaren ayaklarımızın bastığı toprağa o kadar güveniriz ki ama güçlü bir depremde o da ayaklarımızın altından kayıverir; içinde yaşadığımız binalara, hatta günlerce bir türlü gelmeyen “kurtarıcılara” güven kalır mı sanıyorsunuz?

Yaşı 0-25 arası olan gençler bilmezler, çünkü güvenin yerle bir edildiği bir dönemde yaşadılar, ama bir zamanlar kör topal da olsa bazı kurumsal ve bireysel alışkanlıklarımız her şeye rağmen devam edebiliyordu… Öğretmene, hekime, hakime, borçluya, ev sahibine-kiracıya, komşusuya vb saygı-güven halâ sürebiliyordu. Çocukluğunda çatışmayı temel güven yönünde başarıyla çözümlemiş ve sonrasında da şu ya da bu ölçüde başarıyla sürdürmeye çalışan yetişkinler ve yaşlılar da bu son yıllarda giderek güven duygusunu yitirmeye başladılar ki bu çok daha ağır bir travma olsa gerektir.

Bir komedyen, bir gazeteci, bir avukat, bir koruma memuru, bir sürücü, bir belediye başkanı sadece mesleğini yaptı diye hiçbir kanıtlı suçu yokken tutuklanır ve suçsuz yere aylarca tutuklu kalırken; rüşvet çetesinin lideri olarak görülen bir kişi, bir mafya lideri, bir katil vb elini kolunu sallayarak geziyorsa, lütfen söyleyin böyle bir hukuka güvenilebilir mi? Hukuk adilliğini yitirmişse, yurttaşlar neye, nasıl güvenebilirler?

İşçiler aylarca, hatta yıllarca ücretlerini ve diğer haklarını alamıyorlarsa, buna karşı çıktıklarında, grev yaptıklarında, yürüdüklerinde, açlık direnişi yaptıklarında bu kazanılmış ücretleri ve hakları, üstelik üç bakanlığın garantörlüğünde patron halâ ödemiyor ve bir yaptırıma uğramıyorken işçiler ve ailelerine saldırılıyor, gözaltına alınıyor ve tutuklanıyorlarsa lütfen söyleyin, haklı olanlar bundan böyle bu adalete, kurumlara ve kolluk güçlerine nasıl güvenebilirler?

Binlerce yıldır bu toprakları eken-biçen, tüm ülkenin karnını doyuran çiftçilerimizin-köylülerimizin binlerce hektarlık toprakları, zeytinlikleri, suları, mezarlıkları, evleri bir gecede uluslararası yamyamlar ve işbirlikçi yerli ortakları tarafından üstelik “ağalar” siyanürlü altın çıkaracak diye talan ediliyorsa ve bunlara karşı orman-tarım vb devlet kurumları ile kolluk güçleri köylünün yanında bu coğrafyayı korumak yerine, köylülere saldırıyor ve köylüler hapislere atılıyorsa, lütfen söyleyin bu köylüler kime-nasıl güvenecekler?

Bir zamanlar “kutsal” sayılan öğretmenlerimiz, asgari ücretin altında ücret alıyor, güvencesiz çalışıyor, doğru bildiği eğitim hizmetini sürdürüyorken abuk gerekçelerle işten çıkarılıp, yerlerde süründürülüyorlarsa, öğretmenler, veliler ve çocuklarımız kime güvenecekler?

Sevdikleri öğretmenleri okuldan alınan, itilip kakılan öğretmenlerimize öğrenci çocuklarımız nasıl güvenecekler? Daha çocuk yaşta, sözde eğitim adına, MESEM denen ucube maskesi altında haftanın dört günü sanayide ucuz işgücü olarak sömürülüyor ve hatta canını veriyorlarsa, söyleyin lütfen bu yavrularımız kime-neye-nasıl güvenebilirler?

Çevremizde gördüğümüz her şeyi yaratmış, yıllarca geleceği için ücretinden-maaşından peşin peşin kesilmiş ve birikmiş primleriyle rahat yaşamak yerine, yaşlılıklarında perperişan olan emeklilerimiz kime-neye-nasıl güvenecekler?

Belirli bir süredir üstelik tamda asgari ücret ve emekli maaşları ilan edilecekken hep bilimsel olmayan enflasyon açıklamaları yapan TÜİK’e, eğitim fakültelerini yok sayan Öğretmen Akademisi’ne, yanlı mülakatlarla öğretmen adaylarımızın ve gençlerimizin geleceklerini yok eden, bilimsellik ve çağdaşlıktan uzak MEB’e, bir zamanların en güvenilir kurumu olan ve sonra adım adım yok edilen, şifre-kopya olayları ayyuka çıkan ve ölçmecilerin yok edildiği ÖSYM’ye, türlü yollarla ele geçirilmiş ve hemen her gün yalan haberlerle insanları yönlendiren yandaş TeVeler ile basılı yayınlara vs halk neden-nasıl güvensin?

Muktedirlere bir not: İçinde yaşadığı dünyaya, çevreye vs temel güven duygusunu yitiren insanlar HER ŞEYİ yapabilirler, biliyor musunuz?

Öyleyse “çevremizde” güvenilecek bir şey kalmamışsa, KENDİMİZE-KENDİ GÜCÜMÜZE güvenmemiz gerekmiyor mu?

Haydi öyleyse, işçilerden köylülere, öğretmenlerden öğrencilere vd herkes güzel ülkemiz ve geleceğimiz için kolları sıvamalı… O “HER ŞEY”i bireysel yapmak yerine toplumsal yapmaya ne dersiniz? Başka ülke ve gelecek yok, ya hep beraber ya hiçbirimiz!

 

Bu yazı 443 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum