-
GÜLDEN SÖKELİOĞLU
Tarih: 11-09-2026 10:35:00
Güncelleme: 11-09-2026 10:36:00
Yıllar önce bir arkadaş, sohbet ortamında kendi hayat öyküsünü anlatmıştı. Yaşadığı olay, beni çok etkilemişti. " Çok ilginç bir hayat öykün var; bir gün yazabilir miyim? " dediğim zaman,
"Tabi ki yazabilirsin, çok sevinirim" demişti. Bu beyefendi arkadaş, beş yıl önce sonsuzluğa gitti. O'nun öyküsünü yazmak yeni nasip oldu ve bunu kendisine verdiğim sözün yerine gelmesi olarak görüyorum. Işıklar içinde uyu, arkadaşım.
*
Osman, Ege'nin şirin bir köyünde bir çocuktu. Şerife'de yakın bir köydendi. Şerife, kendi köyünde ilkokul olmadığı için Osman'ın köyündeki okula gitmekte, ikisi de aynı sınıfta okumaktadır. Tüm çocuklar teneffüslerde oyunlar oynardı ama ikisi "sek sek oynarken, ip atlarken, yakan top oynarken daha çok eğleniyor, mutlu oluyorlardı.
Yıllar su gibi geçti ve ikisi de " Pekiyi" ile ilkokulu bitirdi.
Ortaokul için ilçeye gitmeleri gerekiyordu.
Babası, Osman'ın kaydını yaptırdı. Şerife'nin babası, kızını okutmak istemiyordu. "Gız kısmı okuyup da nolcek, yakında kısmeti çıkar, everirsin" diyen arkadaşlarının etkisiyle ortaokula göndermek istemiyordu. Hem, tarlada, zeytin işinde insan lazımdı. Şerife'nin anası, kızının okumasını ve memur olmasını ve köyden kurtulmasını istiyordu. Şerife'de okumak ve öğretmen olmak istiyordu, "Buba, ne olur, beni okula yazdır" diye çok ağladı. Kızını çok seven, onun ağlamasına dayanamayan Hasan sonunda ikna oldu,
"Tamam, yarın şehire gidip kaydını yaptıralım" deyince, dünyalar Şerife'nin oldu, sabahı zor etti. Heyecanla giyindi, babasının elinden tutarak köy minibüsüne bindiler ve şehire gittiler. Ortaokula kaydını yaptırdılar; okul için önlük, çanta, kalemler, defterler, kitaplar ve siyah ayakkabı alındı. Şerife, köye giderken mutluluktan uçuyordu. Babasına sürekli, "teşekkür ederim, bubacım" diyordu.
Şerife'yi, okul açılacağı gün yine babası götürdü. Aileler ve çocuklar çok heyacanlıydı. Şerife ilkokuldaki arkadaşlarını ve bilhassa Osman'ı görünce çok sevindi. Açılış töreni yapıldı, İstiklâl Marşı ve Andımız okundu. Sonunda tüm öğrenciler sınıflarına girdi. Şerife, Osman ile aynı sınıfa düştüğü için çok mutluydu. İkisi de boy atmış, büyümüştü. Osman, örülmüş uzun sarı saçları ve yeşil gözleriyle Şerife'yi görünce çok etkilendi. Arkadaşıyla aynı sınıfta olduğu için çok sevinçliydi. İlkokuldan farklı olarak her derse ayrı öğretmen geliyordu. Yeni sınıf arkadaşlarıyla ve yeni öğretmenlerle tanıştılar. Tüm öğrenciler kendini tanıttı ve ilk hafta bu şekilde geçti. Derslere başlandı.
Okul çıkışı ikisi de köylerine giderken aynı minübüste yolculuk yapıyorlardı. Şerife, laf olmasın diye kimseyle konuşmuyordu. Şerife ve Osman, okulun ilk gün heyecanını aileleriyle paylaştılar. İkisi de köyde ailelerine yardım ettiler; Şerife, inek sağan, sonra ekmek ve yemek yapan annesine yardım etti; Osman'da ahırı temizleyen ve sonra hayvanlara ot veren babasına yardım etti. Yemeklerini yiyip, ödevlerini yapıp, erkenden yattılar. Ertesi gün, sonraki günler, haftalar, aylar ve yıllar böyle yoğun bir şekilde geçti ve sonunda ikisi de ortaokuldan 'Takdir' ile mezun oldular. Karne sevincini yaşayan çocuklar mutlu bir şekilde koşarak evlerine gittiler.
Osman, liseye gitmek istiyordu. Babası, "Tarla, bahçe İşlerine ve hayvanlara bakmaya yardım edersen, ürettiklerimizi bazarda satar, okul masrafını çıkarırsan, izin veririm" der. Osman, "Tamam, baba" der.
Şerife'de liseye gitmek istiyordu. Yıllar geçtikce boyu uzayan, çok güzel ve alımlı bir genç kız olan Şerife'yi babası gözünden sakınıyordu. Okula gidip gelirken başına bir iş gelir korkusuyla liseye göndermek istemiyordu. Hem, kısmetleri de çıkmaya başlamıştı. Şerife, hiç birini kabul etmiyordu. Aklı fikri, çocukluktan beri hoşlandığı Osman'daydı. Osman'da aynı şekilde hep Şerife'yi düşünüyordu. Birlikte lisede okurlarsa onu her gün görecekti. Ama olmadı. Şerife, ne kadar diretse de ailesi onu liseye göndermedi. Böylece ikisi için de hüzünlü bir bekleyiş başladı.
Osman, hem ailesine yardım ediyor hem de fırsat buldukça derslerini çalışıyordu ve üç yılın sonunda liseyi başarıyla bitirdi. Ayrı köylerden olduğu için artık Şerife'yi göremiyordu. O'nu çok merak ediyor, haber almak istiyor ama hiç haber alamıyor ve evlendirirler diye çok korkuyordu.
Osman, liseyi bitirdiği zaman memurluk sınavına girdi ve kazandı. Ankara'ya tayini çıktı. Memur olduğu için çok sevinçliydi ama Şerife'den ayrılacağı için de çok üzüntülüydü. Bir yolunu buldu ve Şerife'nin ailesini tanıyan köylüsüyle Şerife'ye haber saldı. 'Yakında gideceğini, eğer kendisini seviyorsa gizlice evden kaçmasını istedi. Haberi alan Şerife, hem çok sevindi hem de çok korktu. Kimsenin haberi olmadan Osman'ın yanına nasıl gidecekti?
Akşama kadar düşünen Şerife, bir plan yaptı. Anne ve babası uyuduktan sonra kardeşinin bisikletiyle gizlice evden gidecekti. Hazırlığını yaptı ve gece sessizce evden uzaklaştı. Pantolon, gömlek ve kasket şapka ile onu görenler tanıyamadı. Sonunda yakın köydeki Osman'ın evinin yakınına geldi. Osman'ın haber saldığı gibi ahlat ağacının dibinde buluştular; heyecan ve mutlulukla birbirlerine sarıldılar.
Osman, ağaca bağladığı atının yularını çözdü ve sevdiği kızı atının arkasına bindirerek yola koyuldular. Sabaha karşı şehire vardılar. Orada atı, kendi köylüsü olan Üsen(Hüseyin) dayıya emanet etti. Sonra birlikte bir lokantaya gittiler, sıcak bir çorba içtiler. Şerife, yanında Osman olduktan sonra Fizan'a bile giderdi. O'nu çok seviyor ve çok güveniyordu.
Osman, Şerife ile birlikte Adana otobüsüne bindi. İkisi de birlikte olmaktan çok mutluydu. Ama ailelerine yakalanmaktan da çok korkuyorlardı. Adana'ya vardılar, orada bir lokantaya gittiler ve karınlarını doyurdular. Oradan da otobüsle Ankara'ya gittiler. Osman'ın işe başlaması gerekiyordu. Memurluk yapacağı kuruma gittiler ve göreve başladı. Bu arada bir odalı küçük bir ev kiraladı ve sıra nikah işlemine geldi. Şerife, 18 yaşını doldurmadığından nikah için ailesinin onayı gerekiyordu. Ailesi, kızının kaçrıldığını Jandarmaya haber vermişti. Her yerde ikisini arıyorlardı. Osman, yakalanma korkusuyla işe de gidemiyordu. Askerlik yoklaması zamanı gelmişti, mecburen gitti ve sonunda yakalandı, nezarete gönderildi. Şerife'nin babası, Ankara'ya gelerek kızını köye geri götürdü. Birbirini çok seven iki gencin mutluluk hayali ve gelecek planları suya düşmüştü.
Şerife, köye getirilince odasına hapsedildi, dışarı çıkması yasaklandı. En kısa zamanda başgöz edildi; daha önce onu isteyen Mestan ile evlendirildi.
Şerife, Osman'ı sevdiği için Mestan ile hiç mutlu olamadı.
Osman, üzüntüden sık sık askerlik yaptığı yerden firar etti, her seferinde yakalandı. Bu yüzden askerliği yıllarca sürdü. Sonunda askerliğini bitirdi, köyüne döndü; çiftçilik ve hayvancılık yaptı. Ailesinin uygun gördüğü bir kızla evlendirildi. Sevmediği birisiyle evlendiği için O' da mutlu olamadı.
Uzun yıllar sonra ikisinin de çocukları oldu ama birbirlerini hiç unutnadılar ve hayalinde birbirlerini sevdiler.
Bir gün, Osman, çok hasta oldu ve ateşler içinde sürekli, "Şerifee'm, Şerifee'm" diye sayıkladı. Bunu duyan eşi Hatice çok sinirlendi; " Ben iyileştirmeye çalşıyom, domuz herif, başka kadının adını sayıklıyor" diye söylendi. Sonra Osman iyileşince eşi bunu anlattı, " Sen, başka bir kadını mı seviyon? " diye sordu. Osman, bunun üzerine her şeyi eşi Hatice'ye anlattı. Bundan sonra Hatice, bir süre eşine küstü, mecbur olmadıkça konuşmadı. Böylece yıllar geçti. Osman yaşlandı, hastalandı ve son nefesini verirken yine ağzından, heceleyerek "Şe-ri-fe'm" sözü çıktı.
*
Bu dünyada sevdiğine kavuşamayan Osman'ın ruhu huzur bulsun; sevdiğiyle öbür dünyada kavuşsunlar,