-
Hüsnü TEVŞİ / Farkındalık Defteri
Tarih: 11-03-2026 13:33:00
Güncelleme: 11-03-2026 13:33:00
Her yıl 8 Mart geldiğinde meydanlar doluyor, kürsüler kuruluyor, konuşmalar yapılıyor. Kadın haklarından, eşitlikten, özgürlükten söz ediliyor. Ancak bütün bu söylemlerin arasında çoğu zaman sessiz bırakılan bir gerçek var: Engelli kadınlar.
Kadın mücadelesi konuşulurken, engelli kadınların yaşadığı çok katmanlı ayrımcılık çoğu zaman görmezden geliniyor. Oysa engelli bir kadın olmak, bu toplumda iki kat mücadele etmek anlamına geliyor. Bir yanda kökleşmiş toplumsal cinsiyet eşitsizliği, diğer yanda engelliliğe yönelik önyargılar… Bu iki duvarın arasında sıkışan binlerce kadın var.
Bugün hâlâ birçok şehirde( Milas'ımızı da unutmayalım tabi) kaldırımlar engelli bireyler için erişilebilir değil. Kamu binaları, toplu taşıma araçları, hatta bazı hastaneler bile engelli bireyler için uygun koşullara sahip değil. Peki böyle bir ortamda engelli bir kadının eğitim alması, çalışması, sosyal hayata katılması nasıl mümkün olacak?
İstihdam konusu ise başlı başına bir çelişki. Kâğıt üzerinde engelli istihdamına yönelik kotalar var. Ama uygulamada engelli kadınlar iş hayatının en dışında kalan kesimlerden biri. İş başvurularında çoğu zaman ilk elenenler onlar oluyor. Çünkü işverenler hâlâ engelliliği bir yetersizlik olarak görüyor. Kadın olmaları ise bu önyargıyı daha da derinleştiriyor.
Sorun yalnızca ekonomik değil. Engelli kadınlar aynı zamanda şiddete ve istismara karşı çok daha savunmasız bir konumda bulunuyor. Ancak şiddetle mücadele mekanizmaları bile çoğu zaman onların ihtiyaçlarını gözetmiyor. Erişilebilir sığınma evleri yok denecek kadar az. Destek hatları çoğu zaman işaret dili hizmeti sunmuyor. Görme engelli kadınlar için bilgilendirme materyalleri yeterince erişilebilir değil. Kısacası sistem, en kırılgan olanı korumakta başarısız.
Daha acı olan ise şu: Kadın hareketinin içinde bile engelli kadınların sesi yeterince duyulmuyor. Panellerde, kampanyalarda, politik tartışmalarda onların deneyimleri çoğu zaman arka planda kalıyor. Oysa eşitlik mücadelesi, ancak en görünmeyenlerin haklarını savunduğunda gerçek anlamını kazanır.
Engelli kadınlar toplumun “yardım edilmesi gereken” pasif bireyleri değildir. Onlar hak sahibi yurttaşlardır. Eğitimde, iş hayatında, siyasette, sanatta ve sivil toplumda eşit biçimde var olma hakkına sahiptirler. Ama bu hakların gerçekleşmesi için yalnızca iyi niyetli mesajlar yetmez; somut politikalar ve gerçek bir toplumsal dönüşüm gerekir.
Bugün 8 Mart’ta sosyal medyada paylaşılan mesajlara, verilen çiçeklere ve yapılan sembolik etkinliklere bakınca şu soruyu sormak gerekiyor: Bu sözlerin ne kadarı gerçek bir değişime dönüşüyor? Engelli bir kadının tek başına sokağa çıkamadığı, toplu taşımayı kullanamadığı, iş başvurularında kapıdan geri çevrildiği bir ülkede eşitlikten söz etmek ne kadar samimi?
Engelli kadınların yaşadığı sorunlar yalnızca bireysel zorluklar değildir; bu sorunlar doğrudan doğruya toplumsal ve politik bir meselenin sonucudur. Yıllardır çıkarılan yasaların uygulanmaması, erişilebilirlik düzenlemelerinin ertelenmesi ve engelli haklarının çoğu zaman bir “sosyal yardım” konusu gibi görülmesi bu tablonun en büyük nedenlerinden biridir.
Oysa mesele yardım değil, haktır. Engelli kadınlar kimsenin merhametine ihtiyaç duymuyor. İstedikleri şey çok basit: Eşit yurttaşlık.
Gerçek bir eşitlikten söz edebilmek için şehirlerin, kurumların, iş yerlerinin ve sosyal politikaların herkes için erişilebilir olması gerekir. Kadın politikaları oluşturulurken engelli kadınların ihtiyaçlarının merkeze alınması gerekir. Eğitimden istihdama kadar her alanda kapsayıcı politikalar geliştirilmediği sürece yapılan tüm konuşmalar eksik kalacaktır.
8 Mart yalnızca çiçek verilen, güzel sözler söylenen bir gün değildir. Eğer gerçekten anlamlı olacaksa, önce şu soruyu sormak gerekir: Bu eşitlik mücadelesinin içinde kimler hâlâ görünmez?
Belki de 8 Mart’ta en çok konuşmamız gereken kadınlar, yıllardır görmezden geldiklerimizdir. Engelli kadınlar.
Çünkü bir toplumun adaleti, en güçlü olanlara değil; en çok görmezden gelinenlere nasıl davrandığıyla ölçülür. Ve bugün hâlâ engelli kadınların sesi yeterince duyulmuyorsa, demek ki eşitlik mücadelesi daha tamamlanmamış demektir.