-
Mehmet OĞULTÜRK
Tarih: 23-07-2026 00:37:00
Güncelleme: 23-07-2026 00:37:00
İkisinden birini tercih etmek zorunda kalsanız, tercihiniz elektrik mi olur yoksa su mu? Bu çağda, Elektriğin vazgeçilmez bir gereksinim olduğunu kimse inkâr edemez. Adeta medeniyetin ve yaşamın vazgeçilmez bir parçasıdır. Ancak, Elektrik olmaz ise yaşamak mümkün lakin su olmazsa sonuç ölümdür. Örneğin bizim köylüler elektrik ile 1980’de tanıştılar. O vakte kadar elektrik yok, yol yol, TV yok, telefon yok, buzdolabı yok, internet yok, para yok, araba dersen sadece cipler haftada bir köye gelip giderdi. Köylünün çoğu kasabaya eşeksırtında gidip gelirdi.
Kısacası elektrik yoktu, teknoloji ve medeniyet de yoktu ama yaşam vardı. Kuyu suyu da olsa, içecek suları vardı. Köylü, kuyu suyuyla yemeğini pişirir, kuyu suyuyla çamaşırını, bulaşığını yıkar, banyosunu yapar, yaz sıcaklarında serinlerdi. Odun ateşinde ısınır, yemeğini pişirirdi. Oysa bugün, elektrik var, medeniyet var, para var, rahatlık var. Peki, istediğiniz kadar elektriğiniz olsa, altınızda arabanız, cebinizde telefonunuz, salonunuzda TV’niz, buzdolabınız, çamaşır makineniz olsa, buna karşılık suyunuz olmasa yaşamanız mümkün mü?
Biz İkizköylüler yıllardır doğamızı, yaşamımızı, suyumuzu, ormanımızı YK Enerji şirketine karşı korumak için savaşıyoruz. Şirketin sözcüleri ise “Eğer biz, köylünün tarım arazilerini alıp kömür çıkaramaz isek, en geç 2027 yılında santrallerin kapısına kilit vurmak zorunda kalacağız. Böylece Ege Bölgesinin büyük bir bölümü elektriksiz kalacaktır” diye savunuyorlardı. Danıştay savcısı da aynı görüşte olduğuna, elektriğin her şeyden önemli olduğuna, Şirketin haklı, köylülerin haksız olduğuna dair görüş bildirmiş.
Demek ki Ankara dan bakınca öyle görünüyor. 1990’lı yıllarda Aydın Bölge İdare Mahkemesinin, Muğla da faaliyet gösteren üç Termik Santralin de, İnsan sağlığına ve doğaya telafisi mümkün olmayan zararlar verdiğine dair Bilirkişi raporlarına dayanarak, kapatılmasına karar verdiğini, bu kararın da hem Danıştay hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince onaylandığını, bilmiyor olabilir mi? Biliyordur, mutlaka biliyordur. Ne yazık ki, insan sağlığını ve yaşamını önemsemeyen siyasetçiler, bu kararı uygulamadılar ve de uygulamıyorlar. İşlerine gelen kararları Bağımsız yargı kararı deyip savunuyorlar, işlerine gelmeyenleri de görmezlikten gelip, saygı da duymuyorlar.
Susuz hiçbir canlının yaşamayacağını, ne hayvanların, ne bitkilerin, ormanların hayatta kalamayacağını hesaba katmıyorlar. Akbelen de elde edilen kalitesiz linyit kömürü santrallerin çalışmasına yetmiyor olmalı ki, her gün 300 kilometre uzaktaki Soma dan yüzlerce kamyonla, bu santrallere kömür taşınıyor. Bedelini de vatandaşa ödetiyorlar. Doğayı tahrip etmeden, yerli halkı topraksız bırakmadan, su kaynaklarını tüketmeden elektrik üretmek mümkünken, kömür de ısrar edilmesi hangi aklın eseridir? Fosil yakıt kullanmadan daha ucuza elektrik üretilebilmektedir. Güneşden, rüzgârdan hatta denizdeki dalgadan bile elektrik üreten ülkelerin var olduğu bilinmektedir.
Bilim insanları, Akbelen deki kömürün üzerinde su kaynaklarının olduğunu, kömürün çıkarılabilmesi için, suların sondajla daha derinlere indirilmesi gerektiğini, bu durumda, Bodrum yarımadasına su temin eden Çamköy su kaynaklarının kuruyabileceğini iddia etmektedirler. Nitekim kömür yataklarının sular altında kaldığı, suni göller oluştuğu söylenmektedir. Bu suları boşaltmak için çalıştırılan pompaların yetersiz kaldığı iddia edilmektedir. Bazı köylülerin artezyen kuyularının şimdiden kuruduğu söylenmektedir. Bu da bilim insanlarının haklı olduğunu kanıtlamaktadır.
Şimdi sıra Danıştay da. Ya suyu tercih edip bölge halkının ve doğanın yaşamını kolaylaştıracak ya da Savcının görüşü doğrultusunda elektriği tercih edip YK Enerji safında duracak. Bodrumlular da eskiden olduğu gibi sarnıç suyuna mahkûm olacak.