-
Nalan ÖZÇELEBİ Psikolog
Tarih: 22-03-2026 21:29:00
Güncelleme: 22-03-2026 21:29:00
Psikoloji literatüründe Haset ile Kıskançlık farklı kavramlar olarak ele alınır. Haset, (çekememezlik) diğer kişilerin sahip olduklarına sahip olmayı, diğerlerinin niteliğini, başarısını veya maddi olanaklarını kendininkiler ile karşılaştırmayı ve sonucunda da çekememe boyutuna ulaşan bir durumu anlatır ( Pines, 1998). Kıskançlık ise üçlü bir ilişkidir. Bağlanma ve tehdit algısını içerir. Sahip olduklarının kaybedilmesi kaygısıdır.
Mitolojide Olympos’un Kraliçesi olan Hera, kadın ve evliliklerin koruyucusu, huysuz, haset, kıskanç ve inatçı bir tanrıdır. Kral Zeus’un hayranlığını başkasına yöneltmesi, Hera’yı çok öfkelendirir. Hera’nın bu öfkesi, Olympos’un mermer sütunlarında görünmeyen çatlaklar oluşturur ve öfkesi ateş olur. Hera için gerçek sorun, sadece sadakatsizlik olmayıp, statüsünün, güçlü yerinin sarsılması ve narsistlik kırılganlıkla ilgilidir. Zeus’un başkasına yönelen hayranlığı Hera’nın kendi değerini gölgede bıraktığından, ışığının söndüğü endişesini taşımaktadır. Haset, ilahi öfke olarak narsistik yaralanma ile ortaya çıkar. Benliğinin tehdit edilmesini dışarıya yansıtarak dengesini yeniden kurmaya çalışır.
Haset duygusu, “ben kimim?” sorusunun genellikle “diğerlerine göre ben neredeyim?” sorusuna dönüşmesiyle ortaya çıkar. Patolojik hasetlikte çoğunlukla çok yakınında bulunan bir kişinin başarısı ya da elde ettiği maddi veya manevi kazanımlar, bireyin kendisini yetersiz olarak hissetmesine yol açar. Sonuçta varoluşsal bir kırılganlık yaşanır. Bu kırılganlık kendine karşı özgüven yıkımı, başarıyı elde edene de öfke şeklinde tezahür eder.
Hasetlik, düalist bir yapı olup, sosyal bir kıyaslamadır. “Onda var bende yok” odak noktasını oluşturur. Statü ve rekabeti getirir. Yıkıcı haset genellikle; başkasını değersizleştirme, zarar verme, bundan hoşnut kalma şeklinde olur. Yapıcı haset ise; kişinin motivasyonunu arttırabilir.
Nörobiyolojik olarak bakıldığında haset duygusu beyinde sosyal acı, öznel rahatsızlık, adaletsizlik ile ilişkilidir. Eisenberger (2012) “Sosyal dışlanmayı, beyin fiziksel acı gibi işler” olarak tanımlamıştır.
Pefrontal korteks devreye giremediğinde haset yıkıcı bir şekle dönüşebilir. (Eisenberger, 2012). Kronik biçimde sosyal karşılaştırma, kendini yetersiz hissetme patolojik hasete neden olabilmektedir.
Bireylerin bilinçaltlarında farkına varamadığı dürtü, istek, korku ve geçmiş travmaları bulunur. Bireyin kendini yetersiz, değersiz hissetmesi, başkalarının acısından, zarar görmesinden haz duyması, ilişkilerinde güvenilir olmaması patolojik hasedin göstergelerindendir. Patolojik hasette empati yoksunluğu yaşanır.
Narsist ve borderline kişilik bozukluklarında da benzer davranışlar sıklıkla gözlemlenir. Başkasının başarısını kabullenememe, gerçekleşen başarının, kendi varoluşuna bir tehdit olarak algılanması, söz konusu kişilik bozukluklarının ortak özelliklerindendir.
Narsist birey; çocukluk döneminde yaşamış olduğu ihmal, sevgisizlik ve tacize karşı uyanık olabilmek ve hata yapmaktan kaçınmak adına acımasızlaşır. Yaşadığı değersizlik duygusu içinde başkalarını aşağılama, manipüle etme eğilimiyle geçmişin faturalarını başkalarına yüklemeye çalışır. İlişkilerinin özü çıkarlara dayanır. Çocukluk döneminde bakım verenle sağlıklı, güvenli ilişkinin kurulamayışı, olumsuz şemaların oluşmasıyla, yanlış anlamların yüklenmesi çocuğun duygu ve davranışlarını etkilemektedir. Bu bağlamda çocuğun yaşamına ailesi tarafından aşırı müdahale edilmesi, gerekenden fazla korunması, sınırın konulamaması, aşırı özgür bırakılması, eleştirilen ve mükemmeliyetçi beklenti ile büyütülen bireyler hasetliği, kıskançlığı yaşayabilmektedir.
Hasetin öz-değer olarak yeniden düzenlenerek anlamlandırılmasında, içsel yangıyı durdurabilmekte yararlı olabilmesi için;
-Öncelikle hasedi bastırmadan onu tanımlamak, var olan duygusal değişimlerini gözlemleyerek yeniden sağlıklı tepki örüntüleri oluşturmaya çalışmak,
-Hissedilen duygunun hangi ihtiyaçları açığa çıkardığını görebilmek, farkına varmak,
-Hasetin özünde bulunan yetersizim inancının, ben de kendimi geliştirebilirim düşüncesine dönüştürülmesiyle sağlıklı değişim başlar. Değişimin yolu; yeni öğrenmelere açık olmakla ilgilidir. Başkalarının başarılarını kabullenmek, takdir etmek sağlıklı bir davranış biçimidir
-“Karşı tarafın başarısı değerimi azaltmıyor, empatik perspektifden bakmalıyım, olumlu yolda ilerlemeliyim” düşüncesini besleyebilmek
-Kendi sahip olduklarını görerek mutlu olmaya çalışmak
-Kendinize öz-şevkat göstermek, hasedin yoğunluğunu azaltılabilir.
Haset duygusu, her zaman patolojik değildir. Hasetlik insanın kendi sınırlarıyla yüzleşmesidir. Olumlu, akılcı düşünebilen birey, acı, üzüntü, hayal kırıklıklarını kabullenebilir. Birinin ışığının parlaması, başkalarının ışığını söndürmez. Başkasının ışığını söndürmek karanlığı azaltmıyor. Başkasının başarısını kabullenmek, örnek almak sağlıklı bir ruh dünyasına sahip olmanın göstergesidir. Haset kontrol edilemez duruma ulaştığında, ruh sağlığı uzmanından yardım almak, güçlü olmanın göstergesidir. Yazımı değerli hocam, rahmetli Psikiyatrist Prof. Dr. Engin Geçtan’ın derste anlattığı bir sözüyle noktalamak istiyorum. “ Dostluğun göstergesi olarak acınızın paylaşılması çok önemli kriter, bir mihenk taşı olsa da daha önemlisi; başarınızda yanınızda olan, bunu yürekten paylaşan kişiler gerçek dostunuzdur”.
Gölgelerinizle yüzleşerek, barışabileceğiniz, başkasının ışığının, ateşinizi yakacağı bir davete dönüşmesi dileğiyle sağlıklı aydınlık günlere…
KAYNAKLAR
Eisenberger, (2012).The pain of social diconnection: Examining the shared neural Underpinnings of pyysical and social painNature Reviews Neurosciense, 13(6), 421-434. https://doi.org/10.1038/nrn3231
Pines, A.M, (1998). Romantic Jealousy: Causes, symptoms, cures. NY: Routledge.