beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan sefaköy escort beylikdüzü escort seks hikayesi sex hikayesi beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bahçeşehir escort esenyurt escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort alanya escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayanlar beylikdüzü escort beylikdüzü escort kıbrıs escort kıbrıs escort

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

İÇ SESİMİZ

“Vicdan Susarsa İyilik De Susar” başlıklı yazımda; vicdan ve iyilik kavramlarını ele alarak, vicdanın, bireysel erdem olmasının yanı sıra, toplumsal bir sorumluluk da olduğunu belirtmiştim. Bu yazımda ise; beyin gelişimi ile empati, vicdan ilişkisini, ebeveynlerin ve erken çocukluk deneyimlerinin, travmaların belirleyici rolünü, böylece vicdan pusulasının nasıl yön bulacağından söz edeceğim. 

Diğer canlılardan farklı olarak insan, vicdanın oluşabilmesi için gerekli olan biyolojik ve duygusal kapasiteye sahip bir şekilde dünyaya gelir. Çocukluk deneyimleri, ebeveynle kurulan ilişki, yaşanan olaylar, bireyin kendi davranışlarını düşünmesi, sorgulaması, yeni öğrenmeler, sosyal çevre, ait olunan kültür, aşama aşama vicdanın şekillenmesinde etkili olur. 

Duygusal gelişimin temelleri “ 0-2 yaş” aralığında atılır. “4- 8 yaş” döneminde çocuklar, soyut kavramları ebeveynlerinden modelleyerek öğrenmeye başlar. “12-16 yaş” döneminde soyut kavramlar olgunlaşır. Çocuğun, bakım verenle kurduğu güvenli, sevgi dolu bir ilişkinin yaşanması ve “seni sen olduğun için seviyorum” mesajının verilmesi önemlidir. Güvenli bağlanma sağlıklı oluşamadığında empatiyle ilişkili beyin ağları, olması gerektiği gibi gelişemeyebilir. Bireyleri yargılamadan önce, nasıl bir ortamda, nasıl bir ebeveynle büyüdüğü dikkate alınmalıdır.

Çocukluk yıllarında mantık ve duygular arasındaki sinirsel yolların güçlendirilmesi, vicdan gelişiminde önemli bir yer tutar. Sinirsel bağlantı yollarının güçlü kurulması ile birey, kendini başkasının yerine koyabilmeyi, karşısındakinin ne hissettiğini algılayabilmeyi, başkalarının iyiliğini dikkate almayı sağlayan bir tutum sergileyebilir.

Aile içinde güçlü, sağlam değerlerle büyütülen çocukların bazıları, ergenlik döneminde aile dışı arkadaş değerlerini dikkate alma gereksinimi, ergenliğin getirdiği kafa karışıklığı ve benzeri etkileşimler sonucunda aileden aldığı değerler sisteminden sapmalar yaşayabilir.  Ancak sapmalar yaşansa da zamanla çocuklukta edinilen güçlü değerler, doğru yolu bulmasını sağlar ve kritik dönem, sağlıklı bir şekilde atlatılabilir.

Çocukluğun ilk döneminde ahlaki değerler, yetişkinin koyduğu kurallar ve sınırlandırmalar çerçevesinde şekillenir. Bilişsel gelişim devam ettikçe birey, kuralların insanlar tarafından oluşturulduğunu, bazen tartışılabileceğini, sorgulanabileceğini de fark etmeye başlar. Bazı kritik durumlarda sorumluluk, iç sızlama hissetmesi, vicdanının gelişmeye başladığının önemli bir göstergesidir.

Koşullu sevgi gören, sürekli eleştirilen, fiziksel veya duygusal şiddet gören, aşağılanan çocukların yaşadıkları, travma etkisi yaratarak gelişim sürecini olumsuz etkileyebilir. Travmaya maruz kalan çocuğun beyni “savaş, kaç ya da don” modundadır. Beyin tehditlere odaklandığından, başkasının ne hissettiğini fark edecek enerjiyi bulamaz. Hayatta kalma isteği modunda, mantıklı düşünme, dürtü kontrolü ve ahlaki karar alma ikinci plana düşer. Sadece kendi duygularına yoğunlaşır. Yaşanan travma kronik stresi oluşturarak amigdalayı aşırı duyarlı hale getirebilir. Sürekli eleştirilen, utanç içinde büyüyen çocuk öfke hisseder. Öfke duygusuyla, vicdanının sesini duymazlıktan gelebilir. Beynin duygusal sistemi, düşünme sisteminin önüne geçer.

Çocuğun doğru-yanlış kavramlarının gelişebilmesinde; cezalandırma, sert ve katı disiplin uygulamak yerine, davranışının sonucunu fark etmesine yönelik bir eğitim vermek çok önemlidir. Çocuğa davranışının yanlış olduğunu anlatırken, örnek ebeveyn davranışı sergilemek doğru bir tutum olacaktır. Çünkü vicdan, genel olarak ona anlatılan doğrulardan, nasihatlerden değil, her gün tanık olduğu davranışları, modelleyerek sessizce şekillenir. “Vicdan, ancak dış denetimden ( annem babam, öğretmenim böyle istediği için yapıyorum) iç denetime” (kendi iç sesine uyarak) geçildiğinde sağlıklı bir biçimde gelişebilir.

Beynin esnek yapısı olan nöroplastisite; yaşam boyu öğrenme, değişebilme, gelişebilme özelliğine sahip olduğundan vicdan da sürekli olarak gelişebilir. Psikoloji ve nörobilim alanındaki çalışmalar, empati kurma ve başkasının yaşadığı acıyı fark etme sürecinin beynin bir çok bölgesinin birlikte çalışmasıyla ilişkili olduğunu göstermektedir. Başkasının acısını fark ederek, duygusal anlamda bu acıya karşılık vermek ve davranışların bu duruma göre düzenlenmesinde, amigdala, insula ve prefrontal korteks önemli rol oynayan yapılardan bazılarıdır. Bu bağlamda; vicdanın gelişmesini, farklı sistemlerin birlikte oluşturduğu denetim mekanizması olarak düşünülmesi daha doğru olacaktır.

Duygusal empati kanalları güçsüz olan birey, bilişsel kapasitesini geliştirerek, vicdanlı ve adil davranmayı gerçekleştirebilir. Vicdan yoksunluğu biyolojik yatkınlığın işareti olabilir. Ancak değişmez kader değildir. Taşınan potansiyelin eyleme dönüşüp dönüşmeyeceğini; güvenli bağlanma, olumlu çevresel koşullar ve bireyin seçimleri belirleyecektir.

Vicdan bize nasıl davranmamız gerektiğini söylerken, nasıl bir insan olmak istediğimizi de anımsatan, bireye iç huzuru da getiren bir sestir.

Ebeveynlerin söylemleri ile davranışlarının örtüşmesi, vicdan gelişiminde çok önemli bir etkendir. Çocuklarımızı suçlamadan önce; çocuğumuz bizi dürüst davranırken görüyor mu? Ona paylaşmanın sevincini yaşatabiliyor muyuz?...  Belki de sorulması gereken asıl soru, “Vicdanın gelişebilmesi için bizler çocuklarımıza nasıl bir dünya sunuyoruz?”…

 “Beynimiz bize yalnızca nasıl tepki vereceğimizi değil, verdiğimiz tepkiler üzerinde yeniden düşünme ve kendimizi değiştirme fırsatını da sunar.” Vicdan farklı hikayelerle yol alır ancak hangi hikayeyi sürdüreceğimize, yalnız geçmişimiz değil, bugün yaptığımız, yapacağımız seçimler de karar verir.

Unutulmamalı ki; kendi acısını hissedebilen, başkalarının acısını, sevincini hissedebilir.

Sonuç olarak; günümüzde “iç sesimizi çalıştırmanın” daha da gerekli olduğunu, siz de düşünüyor musunuz? 

Bir sonraki yazımda “İnsan yıllar geçtikçe daha merhametli, daha adil, daha vicdanlı olabilir mi? Değişim nasıl gerçekleştirilebilir?” sorularının bilimsel yanıtlarını birlikte konuşmak üzere sağlıklı, vicdanlı, aydınlık günlere… 20.08.2026

Kaynakça:

Decety, Skelly & Kiehl (2013): Brain response to empathy- eliciting scenarios involving pain in incarcerated individuals with psychopaths Jama Psyhiatry (Cilt 70, Sayı 6, s. 638-645)

Fallon, J. (2013) The Psychopath Inside: A Neuroscientist’s Personal Journey into the Dark Side of Brain

Yang & Raine (2009): Prefrontal structural and functional brain imaging findings in antisocial, violent, and psychopathic individuals: A “meta – analysis” Psychiatry Research: Neuroimaging (174,( 2), 81-88)

 

 

 

 

Bu yazı 510 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum