-
Nalan ÖZÇELEBİ Psikolog
Tarih: 20-07-2026 15:38:00
Güncelleme: 20-07-2026 15:41:00
Son zamanlarda yaşanan olumsuz örnekler, insanların STK’lar aracılığıyla yardım etmeye kuşkuyla yaklaşmalarına yol açtı. Yardım kampanyalarının gerçek olup olmadığını sorgular, telefonuna gelen yardım çağrılarına kuşkuyla yaklaşır, hatta zor durumda olan birine yaklaşmaktan çekinir hale geldik. Bunun nedeni vicdanın zayıflaması değil; güven duygusunun yara almasıdır.
İnsan, doğduğu andan itibaren aşama aşama yürümeyi, konuşmayı, düşünmeyi ve kültürel olarak kendisine aktarılan doğru-yanlış kavramlarıyla birlikte vicdanını da eğitmeyi öğrenmeye başlar. Bizlere aktarılan bu insani değerlerin yaşam boyu beslenmesi, çoğaltılması ve varlığını sürdürmesi gerekir. Her doğru davranış bu değerleri güçlendirirken; görmezden gelinen, duyulmayan her haksızlık ve olumsuz örnek, bireyi evrensel insani özelliklerinden biraz daha uzaklaştırır ve katılaştırır. Vicdan, bireyin davranışlarını yalnızca kurallara göre değil, içselleştirdiği ahlaki normlara göre değerlendirmesini sağlayan iç denetim mekanizmasıdır. Sadece yanlış yapmaktan kaçınmak değildir; doğru olanı yapmaya yönelten bir sestir.
Tedbirli davranmak başka, duyarsızlaşmak başkadır. Bu ayrımı kaybettiğimizde, kendimizi koruduğumuzu düşünürken gerçekte iyiliğin alanını daraltmaya başlarız. Kötü örnekler, gerçekten ihtiyacı olan insanların kredisinden çalar ve onlara yardım elinin uzatılmasını engeller. Sorgulanması gereken en önemli soru şudur: Neden, ne zaman bu duruma geldik? Neleri gerçekten kaybettik? Toplumsal olarak mı insani değerlerimizden uzaklaştık? Yoksa yardıma aracılık eden kuruluşların denetim ve şeffaflık eksikliği mi sahtekârların bu kurumlara üşüşerek at oynatmalarına alan açtı? Burada önemli olan, kişilerin insafına ve vicdanına güvenmekten çok; devletin denetim mekanizmalarını güçlendirmesi ve bu kurumların şeffaflığını sağlayacak tedbirleri hayata geçirmesidir. Son yıllarda, ne pahasına olursa olsun paraya ve kaynaklara sahip olma hırsı giderek arttı. Bu anlayış, toplumsal çürümenin daha geniş kesimlere yayılmasına da zemin hazırladı. Biz bir zamanlar 'Bir elin verdiğini diğer el görmemeli' anlayışıyla büyümedik mi? Kimsenin bilmediği iyiliği, yalnızca vicdanımız istediği için yapabilmek en büyük erdemdi. Gerçek erdem, alkışın olmadığı yerde, sessizliğin içinde kendini gösterir. Bu nedenle vicdanı korumak, bireysel bir erdem olmanın ötesinde toplumsal bir sorumluluktur.
Birkaç olumsuz örnek iyilik yapma isteğini ve cesaretini kaybettirdiğinde, kötülük, zaferini gerçekleştirmiş olur. Unutulmamalıdır ki kötülük de iyilik gibi bulaşıcıdır. Kötülük yalnız zarar verdiği insanlarla büyümez; iyi insanların geri çekilmesiyle güç kazanır.
Modern psikolojide yardım etmenin hem ihtiyaç sahibine hem de yardım eden kişiye iyi geldiğini gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Başkalarının yükünü hafifletmeye çalıştığımızda beynin ödül sistemi harekete geçer; dopaminin yanı sıra serotonin ve endorfin salgısı artar. Stres azalır, yaşamın anlamı güçlenir ve birey kendini daha değerli hisseder.
Bir başka beyin görüntüleme çalışmasında da, yardım etme davranışı sırasında beynin ödül sistemiyle ilişkili bölgelerin (ventral striatum ve medial prefrontal korteks) etkinleştiği görülmektedir.
Psikologlar Weinstein ve Richard M. Ryan, gönüllü yardım davranışının psikolojik iyi oluşa katkısının, zorunlu yapılan yardımdan daha yüksek olduğunu göstermiştir.
Bugün psikolojide yer alan empati, prososyal davranış ve psikolojik iyi oluş kavramları bu topraklarda yüzyıllardır farklı bir dille yaşıyordu...
Bugün dünyanın teknolojiden daha çok vicdana, göz tokluğuna, sahip olduklarını nasıl kullanması gerektiğini öğrenmeye gereksinimi bulunmaktadır. İyilik, başkasına verilen bir armağan değildir. İnsanın kendi karakterine yaptığı en değerli yatırım, en güvenilir hazinesidir. ‘Tedbirli olmak aklın gereğidir; iyilikten vazgeçmemek ise vicdanın’ İnsan olmak bu ikisini aynı yürekte taşımayı sürdürebilmektir.
Sonuç olarak: ‘Vicdan, insanın sahip olduğu en sessiz öğretmendir. Onu dinleyenler yalnızca kendi doğru yolunu bulmaz; başkalarının yolunu da aydınlatırlar.’
Bir sonraki yazımda; vicdan dediğimiz bu iç pusula nasıl oluşur? İnsan vicdanla mı doğar, yoksa zaman içinde mi gelişir? Beyin gelişimi ile vicdan arasında nasıl bir ilişki vardır? Ebeveynlerin ve erken çocukluk deneyimlerinin vicdan gelişimindeki belirleyici rolünü ele alacağım. Buradan başlayalım mı, ne dersiniz?
Gözlerinizi kapatarak derin bir nefes almanızı, ardından sorduğum soruları düşünmenizi istiyorum…
Sağlık, sevgi ve iyilik dolu aydınlık günlere…
- Zaman Bizi Daha İyi İnsan Yapar mı?
- İÇ SESİMİZ
- Çocuğunuz ne Anlatmaya Çalışıyor? Gördükleriniz Gerçekte Bir Sonuç, Fark Ettiniz mi?
- Hasetin Patolojisi
- Romantik Aşkın Sevgiye Dönüşüm Yolculuğu
- “Çok Yorgunum Beni Bekleme Kaptan” / Nazım Hikmet Ran
- Müziğin İyileştirici Gücü!
- Kelebek Etkisi
- Yaşam Döngüsünün Doğal Bir Sonucu: Menopoz ve Andropoz
- Yorgun Beynin En Büyük İhtiyacı: Derin Uyku!
- Varoluşsal Bir Sorun: Kaygı
- Depresyonda mıyım Acaba?