beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan sefaköy escort beylikdüzü escort seks hikayesi sex hikayesi beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bahçeşehir escort esenyurt escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort alanya escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayanlar beylikdüzü escort beylikdüzü escort kıbrıs escort kıbrıs escort

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Zaman Bizi Daha İyi İnsan Yapar mı?

İnsan yıllar geçtikçe daha merhametli, daha vicdanlı olabilir mi? Bu sorunun yanıtını,  psikoloji, felsefe ve nörobilim üzerinden irdelemek doğru bir yaklaşım olabilir.

Yaş almak; zamanın geçmesiyle birlikte takvim yaşının ilerlemesi ve yaşam deneyimlerinin artmasıdır. Olgunlaşma ise; yaş almakla birlikte; bilgi, görgü, farkındalık, hoşgörü ve kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyle bağlantılı ruhsal bir gelişim sürecidir.

Yaşanan yıllar insanı kendiliğinden daha merhametli, vicdanlı ya da adil hale getirmez. Nöroplastisite, beynin deneyimler ve öğrenmeler doğrultusunda değişebilme kapasitesinin olduğunu gösterir. Ancak bu kapasitenin varlığı, herkesin aynı biçimde değişebileceği anlamına gelmez.

Birey kendisinin ve başkalarının yaşadıklarını nasıl anlamlandırdığı, deneyimlerinden ne öğrendiği ve hangi davranışları seçtiği ile ilgili olarak, olumlu ya da olumsuz yönde değişebilir. Bu nedenle insanın kalitesini yalnızca kaç yıl yaşadığı belirlemez. Asıl bakılması gereken, yaşadığı yılların onu nasıl bir insana dönüştürdüğüdür.

Vicdan Neden Gelişebilir?

İnsan yaşamı boyunca yalnızca bilgi biriktirmez; yaşadıkları aracılığıyla kendisini yeniden yorumlar. Vicdan bu sürecin sessiz tanıklarından biridir.

Değişim, kişinin değişime olan ihtiyacını fark etmesi ve içsel motivasyonu ile daha kalıcı bir hâle gelebilir. İnsan yalnızca değiştiği için vicdanlı olmaz. Yaşamla, kendisiyle ve diğer insanlarla kurduğu bağların derinliği arttıkça daha adil ve merhametli bir bakış geliştirebilir.

 Değişimin gerekliliğine inanmak, kendini kusursuz görmeyi bırakmak, eksikliklerini fark etmek, kendine dönmek; başkalarını sürekli eleştirmek yerine, bireyin kendi davranışlarını sorgulaması değişimin önünü açabilir.

İnsan çelişkileri olan bir varlıktır. İçinde iyiliği, öfkeyi, şevkati, bencilliği barındırabilir. Değişmek yalnızca yeni alışkanlıklar edinmek değildir.

Önemli olan, bu içsel çatışmanın farkına varabilmek ve davranışlarının sorumluluğunu üstlenerek hangi yöne ilerleyeceğini seçebilmektir.

Değişim bazen zor olsa da eski benliğimizden vaz geçmeyi gerektirir.

Değişimde farkındalık oluştuğunda utanç, pişmanlık ve üzüntü hatta yas duyguları ortaya çıkabilir. Bu nedenle değişim her zaman rahatlatıcı bir süreç değildir; zaman zaman acıyla yüzleşmeyi de gerektirebilir.

 Beyin, Yaş ve Duygular

Gençlik döneminde, beyin gelişim sürecini tamamlamaya devam etmektedir. Beynin bazı bölgeleri ve ağları, özellikle yoğun duygular ve riskli durumlarda, dürtülerin ve duygusal tepkilerin düzenlenmesi zorlaşabilir.

Yaş ilerleyip deneyimlerin artmasıyla birlikte, kişi bazı durumlarda tepkilerini daha iyi değerlendirebilir, alternatifleri daha kolay görebilir ve duygularını düzenleme konusunda daha fazla beceri geliştirebilir.

Bununla birlikte yaşlanma, bütün bilişsel ve duygusal süreçlerin aynı yönde değiştiği anlamına gelmez. Bazı bilişsel işlevlerde yaşla birlikte yavaşlamalar görülebilirken öğrenme, uyum sağlama kapasitesi yaşam boyunca tamamen ortadan kalkmaz.

Yaşamın sınırlı olduğunun, zamanın değerli olduğunun daha fazla fark edilmesi, önceliklerin değişmesi, duygusal anlamlı ilişkilerin kurulmasına olanak sağlar. Huzur ve yaşamın anlamı daha fazla artabilir.

Ancak bu değişim herkes için aynı biçimde gerçekleşmez.

Birey kendi yaralarını onarmayı öğrenerek yaşadığı zorlukları merhamete, vicdana ve adalete dönüştürebilir. Ya da yaralarının etrafında kalın duvarlar örerek daha katı ve duyarsız bir hâle gelebilir. Bunu belirleyen yalnızca yaş değildir.

Kişinin sürekli “olması gereken kişi” olmaya çalışmak yerine zaman zaman “şu an nasıl biriyim?” sorusunu sorabilmesi; kendisini gözlemlemesine, otomatik yargılardan uzaklaşmasına ve daha esnek bir bakış geliştirmesine yardımcı olabilir.

Yaş aldıkça bazı bireylerde benlik kaygılarının ve başkalarının onayına verilen önemin azalması, insani duygulara daha fazla alan açabilir. Kişinin yalnızca kendisini merkeze koymak yerine ilişkilerini ve yaşamla olan bağını daha geniş bir çerçevede değerlendirmesi, merhamet ve adalet duygularını güçlendirebilir.

Yaşadıklarımız Bizi Sorumluluklarımızdan Muaf Tutar mı?

Davranışlarımızı travmatik yaşantılarımıza, genetik özelliklerimize, yetiştirilme biçimimize, çevremize veya başkalarının bize yaptıklarına bağlamak, davranışlarımızın nedenlerini anlamamıza yardımcı olabilir.

Ancak bir davranışın nedenini açıklamak, her zaman bireyin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Yaşamın zorlukları herkesi yumuşatmaz. Bazı insanlar yaşadıkları acılar sonucunda daha duyarlı hâle gelirken bazıları daha öfkeli, daha katı veya daha kayıtsız olabilir. Burada önemli olan yalnızca ne yaşadığımız değil, yaşadıklarımızdan ne çıkardığımızdır.

Bireyin kendi yaralarından çıkardığı sonuçları fark etmesi, bunların sorumluluğunu üstlenmesi ve kendi duruşunu bilinçli biçimde oluşturması; vicdan, merhamet ve adalet duygularının gelişmesine katkı sağlayabilir.

Yaş aldıkça hayal kırıklıkları, kayıplar ve çaresizlikler bizi kırılganlaştırabilir. Ama aynı deneyimler merhametimizi de artırabilir.

Peki geçen yıllar vicdanı ve merhameti bize kendiliğinden sunuyor mu?

Yoksa insan, daha fazla incinmemek, daha katı olmak, egosunu veya çıkarlarını korumak adına susmayı ve görmezden gelmeyi mi seçiyor? Bunu da düşünmek ve sorgulamak gerekir.

Geçmişin faturasını başkalarına kesmek yerine;

“Yaşadıklarım nedeniyle başkalarına nasıl davranıyorum?”

“Bana olanlar beni nasıl biri yaptı?”

Sorularını sorabilmek, yaşananları anlamlandırmaya ve öz farkındalığın devreye girmesine yardımcı olabilir ve değişim için bir alan açılabilir.

İnsan yaşamı boyunca benzer durumlarla tekrar tekrar karşılaşabilir. Önemli olan, her karşılaşmada aynı otomatik tepkiyi vermek yerine, farklı bir davranış seçebilme becerisini geliştirebilmektir.

Vicdan, merhamet ve adalet davranışlarla beslenir. Kullanılmayan becerilerin zaman içinde körelmesi gibi, duyarlılığın da davranışlarla desteklenmemesi durumunda zayıflaması mümkündür.

Bir bakıma, vicdan da pratik yapmak ister.

Hata Yapmak ve Değişebilmek

İnsan hata yapabilir.

Hata yapmak, insan olmanın kaçınılmaz bir parçasıdır. Ancak hatayı fark etmek, sorumluluğunu almak, telafi etmeye çalışmak ve aynı davranışı tekrarlamamak; olumlu değişimin önemli göstergelerindendir.

Değişim yalnızca kişinin kendisini daha iyi hissetmesi değildir. İnsan kendisine dürüstçe ve cesaretle bakmaya başladığında farkındalığın yolu açılabilir.

Belki de zaman zaman kendimize şu soruları sormamız gerekir:

“Ben neden öfkeliyim?”

“Neden insanları kolaylıkla kırabiliyorum?”

“Neden başkalarının duygularını fark etmekte zorlanıyorum?”

“Haklı olabilirim; ancak yanlış davranmış ve birini incitmiş olabilir miyim?”

“Yaptığım şey yanlıştı. Bir daha böyle davranmak istemiyorum.”

Bu soruları samimiyetle sorabilmek, değişimin önemli adımlarından biridir.

Belki de olgunluk, hiç hata yapmamak değil; hatayla karşılaştığında kendine dürüstçe bakabilmektir.

Değişim ve Dönüşüm İçin Neler Yapılabilir?

Değişim ve dönüşüm sürecinde bazı tutumlar bize yardımcı olabilir:

-Karşımızdaki kişinin neden böyle davrandığını, davranışlarının arkasında var olan deneyimlerin ve yaraların neler olabileceğini anlamaya çalışmak; ancak bunu yaparken zararlı davranışları mazur göstermemek.

-Tartışma anında, “Haklı çıkmak mı benim için daha önemli, yoksa ilişkiyi koruyarak daha sağlıklı bir iletişim kurmak mı?” sorusunu sorabilmek.

-Kendi davranışlarımızı koşullarla açıklarken başkalarının davranışlarını yalnızca karakterleriyle açıklama eğilimimizi fark etmek.

-Kendi hatalarımıza bakarken yalnızca suçlamak yerine sorumluluk, telafi ve öğrenme alanlarını görebilmek.

-Geçmişte yaptığımız hatalarla yüzleşirken kendimize şefkat göstermek; kendini bağışlamanın, yapılan hatayı inkâr etmek değil, hatayı kabul ederek değişebilmek olduğunu hatırlamak.

-Dayatmaya dayalı bir anlayış yerine, sorgulamaya, düşünmeye ve farklılıkları anlamaya teşvik eden bir eğitim anlayışını desteklemek.

-Yaşamın yalnızca bireysel bir mücadeleden ibaret olmadığını; birbirimize bağlı olduğumuzu ve davranışlarımızın başkalarını da etkilediğini hatırlamak.

-Sorumluluk alarak toplumsal dayanışmanın içinde yer almak; hem kendimize hem de başkalarına fayda sağlayacak davranışları çoğaltmak.

Sonuç:

Sonuç olarak insan, yılların geçmesiyle değil; yaşadığı yılları nasıl değerlendirdiği ölçüde değişir.

İnsan, yalnızca kendi “benlik” alanına odaklanmak yerine kendisini daha geniş bir insanlık ve yaşam ağı içinde görebildiğinde daha adil, esnek ve özgür bir bakış geliştirebilir.

Vicdan, merhamet ve adalet yalnızca ahlaki kavramlar değildir. Bunlar kişinin kendisiyle, başkalarıyla ve yaşamla kurduğu ilişkinin önemli parçalarıdır.

İnsanı değiştiren zaman değildir.

Zaman, yalnızca değişim için fırsatlar sunar.

Asıl değişim; insanın yaşadıklarını nasıl anlamlandırdığı, kendisine ne kadar dürüst bakabildiği, hatalarının sorumluluğunu alıp alamadığı ve gerektiğinde başka türlü davranmayı seçip seçmediğiyle ilgilidir.

Belki de asıl soru:

“Kaç yıl yaşadım?” değil,

“Yaşadığım yıllar beni nasıl bir insan yaptı?”

Sağlıklı, huzurlu, aydınlık günlere ulaşmak dileğiyle. 

Kaynakça:

Carstensen, L. L. (1992). Social and emotional patterns in adulthood: Support forsocioemotional selectivity theory. Psyhology and Aging, 7 (3),331-338.

Onur, B.(2010). Gelişim Psikolojisi: Yetişkinlik, Yaşlılık, Ölüm. İmge Kitapevi, Ankara

Karahan, T.F, & Sard Doğan, M(2012). Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) Temelinde Psikolojik Esneklik. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi, 4(38),210-221.

Kılıç, T. (2021) Bağlantısallık, Yaşamdaşlık  Ayrıntı Yayınları

Bu yazı 432 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum