beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan sefaköy escort beylikdüzü escort seks hikayesi sex hikayesi beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bahçeşehir escort esenyurt escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort alanya escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayanlar beylikdüzü escort beylikdüzü escort kıbrıs escort kıbrıs escort

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

HER ŞEY İNSAN İÇİN

Onda her şey insan içindir. İnsan insan olur ise dağın otu da, vadinin ağacı da, ormanın kurdu-kuşu da, nehrin suyu da, bahçenin meyvesi de hayat bulur.

Ne zamandır dağımız, taşımız; deremiz, ormanımız; uluslar ötesi şirketler aracılığıyla kapitalizmin pençesine düşmüş durumda. Ne zaman bu topraklarda kapitalizm hakimiyetini kurduysa o andan itibaren, insanımız, kötülük karşısında kaybetmiş görünüyor. Kötülüğün şekil verdiği siyaset ise bir süredir, oportünist, pragmatik ilişkiler ağı üzerinden yol alıyor. Paranın kulu kölesi olmuş çok uluslu şirketler, uçkurunu milletvekilliğinin, belediye başkanlığının önüne geçiren siyasetçilerin varlığı, insanı utandıracak derecede çoğalmış bulunuyor.

Epeydir politik duruşlar arasındaki çizgi de kaybolmuş durumda.

Bu kadar pragmatizm, bu topraklar için fazla değil mi?

Bu pragmatizm, ne yazık ki toplumsal zihnimizi de kuşatmış görünüyor. Sol, sosyal demokrat politik akımların da, ne yazık ki bu ideolojik zihinsel kuşatmadan vareste olmadıklarını görüyoruz. Zaten bu nedenledir ki seçmenin karşısına güçlü politik programlarla değil de, pragmatik kişilikleri paçasından akan adaylarla çıktıklarını biliyoruz. O isimler, gerçekleştirdikleri edimler ve yaptıkları tercihler ile ilk kavşakta, kendilerine oy veren insanların yüzlerini kızartan tutumlarıyla gündeme geliyor. Yüzleri kızarmadan, kapitalizmin her türlü ahlaksızlığını temsil eden tarafa geçen bu insanlarla Hacı Bektaş Veli’nin, Yunus Emre’nin, Ahi Evran’ın boy verip filizlendiği iklimin aynı olduğu söylenebilir mi?

Bu kadim coğrafya ile birlikte şekil almış ahlaki kuralları ve insanlığın evrensel birikimini yerle yeksan eden bu tipler, hangi iklimde boy verdi? Kim var etti bu tipleri?

Seçmenin bilerek ve isteyerek tercih ettiği partiden seçilip, rakibi olduğu partinin reflekslerini gösteren; her türlü suiistimale ortam hazırladığı için soruşturma konusu olan; soruşturma geçirme riskini ortadan kaldırmak için iktidar partisinin kapısını çalan muhterislerle Hacı Bektaş Veli’nin aynı coğrafyanın insanı olduğuna kim inanır?

Sorgulamamız gerekmez mi, birkaç oy daha fazla alacağız diye, “kan uyuşmazlığı” olan adayların elini kaldıranları? Elbette “siyaset yapıyoruz” diye verdiği sözü unutanları da sorgulamamız gerekmez mi? Sözü ve eylemi arasında dağlar kadar fark olan bu insanlarla aramıza mesafe koymasını bilmeyen siyaset yapma tarzını ne zaman sorgulayacağız?

Kamunun gücünü teslim ettiğimiz bu kifayetsiz muhterislerin, yüzde 38’in fazlalığı haline gelmelerinin müsebbibi kim?

755 yıl önce sonsuzluğa yolculadığımız Hacı Bektaş Veli’yi andığımız bu günlerde, oy aldıkları seçmen karşısında yüzleri kızarmayan, seçildikleri partiye karşı herhangi bir sorumluluk hissetmeyen belediye başkanlarını, kamunun gücünü, kamunun üzerinde kullanan aparatlara dönüştüren sistemi ne zaman sorgulayacağız?

Unutulmasın ki bizim iklimimiz, “ya hep beraber, ya hiç birimiz”den alır gıdasını. Kamusal görevleri tevdi ettiğimiz isimlerin, halkın hizmetkarı olması gerekirken, bir anda “fevkalede müsaadeye mazhar kişi” haline dönüştüren iklimi kim yarattı?

Sorular bizi gerçeğe ulaştırır ve yüzde 38’in fazlalıklarından kurtulmamızı sağlar.

Bu yazı 790 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum